feryal

Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi

Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi

Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi, gayrimenkul hukuku kapsamında oldukça değerli bir konu olarak kabul edilmektedir. Bu sözleşme, bir taşınmazla alakalı kararlaştırılan koşullar çerçevesinde alışverişin gerçekleştirilmesi adına anlaşma yapılmasını sağlamaktadır. İki tarafa da borç yükleyen bir sözleşme olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi kapsamında satış vaadi bir tapu memuru nezdinde gerçekleştirilmektedir. Bu çerçevede satış vaadi sözleşmesinin gayrimenkul alışverişi esnasında çok büyük öneme sahip olduğundan söz etmek gerekmektedir. Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile belli bir taşınmazın satılması vaat edilirken diğer yandan alan da bu taşınmazı satın alacağı konusunda vaatte bulunmaktadır. Bu çerçevede iki taraf için de belli bir sorumluluğu üstlenmek söz konusu olmaktadır. Başkasına Ait Taşınmazda Satış Vaadi Sözleşmesi Mümkün mü? Taşınmaz satışı ile alakalı oldukça önemli uygulamaları gündeme getiren taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri hem kişinin kendine ait taşınmazlar hem de başkasına ait taşınmazlar konusunda işlem yapma özgürlüğü tanımaktadır. Bu bağlamda satış vaadi sözleşmesi yapıldığı sırada vaadi veren tarafın sözleşme anında tapu maliki olması gibi bir zorunluluk yoktur. Taahhüt verilen tarihte tapu devrinin yapılması hedeflendiğinden bu tarihte işlem yapılması şartının sağlanması yeterli olacaktır. Özellikle taahhüt edilen taşınmazla alakalı ilerleyen dönemde bir malikliğin ortaya çıkacak olması da değerlendirilmektedir. Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Geçerlilik Koşulları Nelerdir? Taşınmaz mülkiyetinin devri konusunda uygulamalara olanak sağlayan bu sözleşme; resmi olarak geçerli olacak şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede satış sözleşmesinin resmi geçerlilik şartını sağlamaması sözleşmenin geçersiz olmasına yol açacak durumlardan biri olarak kabul edilmektedir. Sözleşmenin şekil şartına ek olarak vaade konu olan taşınmazın tapuya kayıtlı olması zorunluluğu da bulunmaktadır. Tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmaz ile alakalı sözleşme yapılması sözleşmenin geçersiz olmasına neden olacaktır. Taraflara borç sorumluluğu yükleyen bir sözleşme olarak kabul edilen taşınmaz vaadi sözleşmesi kapsamında tarafların sorumluluklarını yerine getirmeleri önemlidir. Aksi takdirde borcunu yerine getirmeyen tarafın temerrüde düşeceği unutulmamalıdır. Bu nedenle taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapan tarafların borç ilişkisi ve bu ilişkiden kaynaklanacak olan durumları dikkate alması her şeyden önemlidir. Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmelerinde Tarafların Yükümlülükleri Nelerdir? Bir sözleşme ile satışın vaat edilmesi durumunda satışı vaat eden tarafın sözleşmede yazan tarihte tapu devrini yapmaya hazır olması gerekmektedir. Öte yandan taşınmazı satın almayı arzu eden tarafın da mutlaka satın almaya hazırlanması gerektiğini vurgulamalıyız. Bu kapsamda önemli olan satış işleminin zamanında ve eksiksiz bir şekilde gerçekleştirilmesidir. Satış vaadi sözleşmelerinin zaman zaman birden fazla olması durumunun varlığı söz konusu olabilmektedir. Bu durumda taraflar arasında ilk önce yapılmış olan sözleşmenin kabul edildiği ifade edilmektedir. Burada öncelik yani kadimlik ilkesi baz alınmaktadır. Taşınmaz satış vaadi kapsamında yenilik doğuran bir işlemin gerçekleştirilmesi söz konusudur. Bu nedenle de sözleşme kapsamında alıcı konumundaki tarafın sözleşmenin ifasını istemesi muhtemeldir. Bu durumda diğer taraf taşınmazın devri için gerekli sorumlulukları üstlenmektedir. Öte yandan satın almayı vaat eden tarafın da satın alma için gerekli işlemleri yerine getirmesi şarttır. Çünkü bu sözleşme iki tarafı da bağlayan bir anlaşmadır. Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinin Sona Ermesi Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin sona ermesi tarafların karşılıklı iradeleri ile gerçekleşir. Bunun yanı sıra sözleşmenin sona ermesi konusunda farklı bazı durumların da dikkate alınması söz konusu olabilecektir. Sözleşmenin ifa edilmesi ve sözleşmenin ifasının zamanaşımına uğraması söz konusu olabilmektedir. Öte yandan fesih gibi durumlar sona ermenin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinde Zamanaşımı Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi konusunda herhangi bir zamanaşımı olup olmadığı çok önemlidir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki bu sözleşmelerin bir zamanaşımı rejimine tabi olmadıkları açıktır. Bu nedenle de genel olarak 10 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınmaktadır. Zamanaşımı süresinin başlangıcı ifa imkânının ortaya çıktığı an ile başlamaktadır. Sözleşmenin gerçekleştirilmesine engel olacak durumların varlığı halinde zamanaşımı süresinin başlaması söz konusu olmayacaktır. Bu bağlamda zamanaşımı ile alakalı değerlendirmelerde bu durum dikkate alınmalıdır. Siz de Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi kapsamında hukuki bir destek almak istiyorsanız Gayrimenkul Hukuku alanında uzmanlaşmış avukatla haklarınızı koruyabilirsiniz.

Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davaları

Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davaları

Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davaları Tapuda kayıtların eskiliğinden kaynaklanan ve zaman zaman kadastro – tapuda gerçekleştirilen hatalı işlemlerden kaynaklı olarak tapu kayıtlarında bazı hataların mevcudiyeti söz konusu olmaktadır. Gayrimenkul hukuku açısından önemli olan bu hatalarla alakalı olarak hak kayıplarının yaşanması ihtimaline karşın bireylerin tapu kaydının düzeltilmesi davasına başvurması gerekmektedir. Tapu kayıtlarında mevcut hataların düzeltilmesi kapsamında açılacak tapu kaydının düzeltilmesi davaları ile alakalı bütün soru işaretlerine cevap vereceğiniz rehbere bir göz atın! Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davası Nedir? Tapuda kaydın düzeltilmesi davaları Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından verilen Tapu Belgesi ile alakalı düzeltme taleplerini ifade etmektedir. Malik olunan taşınmaz ile alakalı mevcut bir hatanın düzeltilmesi işlemini konu alan tapu kaydının düzeltilmesi davası ile alakalı genellikle kişisel bilgilerin hatalı yazılmış olması söz konusu olabilmektedir. Hak kullanımını engelleyen ve çeşitli problemleri de beraberinde getiren durumlar değerlendirildiğinde tapu kaydının düzeltilmesi davası oldukça değerlidir. Bu sayede hak sahibi olunan taşınmaz üzerindeki bütün hakların kullanılması söz konusu olabilmektedir. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davası Kimler Tarafından Açılmaktadır? Tapuda mevcut kayıtlarla alakalı hataların bulunması ve bu hatalarla alakalı olarak olası problemlerin yaşanması muhtemeldir. Tapudaki hataları düzeltmek için dava açmaya yetkili olanlar öncelikle tapu maliki sonra da mirasçılarıdır. Elbirliği ile mülkiyetin bulunduğu hallerde bütün ortaklar yararına bir karar alınacağı düşünüldüğünden bu tür durumlarda tek bir ortağın başvurusu da kabul edilmektedir. Bu çerçevede tapu kaydının düzeltilmesi için açılacak davada tek ortak da işlemlere başlayabilir. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davası Kime Karşı Açılmaktadır? Tapu kaydının düzeltilmesi ile alakalı davalarının açılması esnasında davalı taraf Tapu Sicil Müdürlüğü olarak kabul edilmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında düzenlemeye yönelik bu başvuruların Tapu Sicil Müdürlüğü açısından herhangi bir olumsuzluğun meydana gelmesi söz konusu olmayacaktır. Tapu Kaydı Düzeltme Davası Öncesi Tapuya Başvuru Zorunluluğu Tapu Sicil Tüzüğü Madde 75 kapsamında tapu kaydının düzeltilmesi davası ile alakalı olarak dava açma süreci öncesinde tapu müdürlüğüne yapılacak başvuru aranmaktadır. Başvurunun yapılması dava açmak adına bir ön şart olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede davanın açılmasından evvel Tapu Müdürlüğü nezdinde bir başvurunun yapılması zorunludur. Başvuru yapılmadığı takdirde dava açma ön koşulunun sağlanmadığı durumlarda dava kabul edilmeyecektir. Tapu Müdürlüğü’ne yapılan başvuruda düzeltme talebinin reddi sonrasında doğrudan dava açma imkânı vardır. Burada önemli olan Tapu Müdürlüğü’nün ret kararı vermesidir. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davaları ve İspat Yükümlülüğü Tapu kaydının düzeltilmesi ile alakalı davalarda amaç tapu kayıtlarında bulunan hatanın ortadan kaldırılmasıdır. Genellikle tapu kaydında bulunan kimlik bilgisi hatasının ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda tapu kaydını isteyen kişi ile tapu malikinin aynı kişi olduğunun şüpheye yer vermeksizin kanıtlanması gerekmektedir. Böylesi bir durum düşünüldüğünde kadastro tutanakları, kimlik bilgileri, tanıklar, bilirkişi raporları ve keşif gibi pek çok uygulama esas alınmaktadır. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davalarında Harç ve Vekalet Ücretleri Bir tapu kaydı düzeltme davası ile alakalı olarak dava açmak isteyen kimselerin düzeltme taleplerine karşılık harç ve vekalet ücreti ödemesi gerekmektedir. Bu ücretlerin ne kadar olacağı ilgili mahkeme katipliğinden öğrenilebilmektedir. Yıldan yıla değişen harç ve vekalet ücretleri konusunda en doğru bilgilere taşınmazın bağlı olduğu yerdeki mahkeme katipliğinden bilgi alınabilmektedir. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Tapu kayıtları ile alakalı olarak düzeltme talebinin iletilebilmesi açısından Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. Taşınmazın bulunduğu yer mahkemeleri ise yetki bakımından tercih edilmesi gereken mahkemedir. Tapu kayıtlarının düzeltilmesi konusunda siz de bir başvuru yapacaksanız mutlaka doğru mahkeme nezdinde başvurular yapmalısınız. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davalarında Dikkat Edilmesi Gerekenler Tapu kayıtlarında meydana gelen sorunlarla alakalı Yargıtay, aldığı kararlarla pek çok konuya açıklık getirmiştir. Bu bağlamda başvuru sahiplerinin aşağıda sıralanan hususları dikkate almaları oldukça önemlidir. Düzeltme istenmesi durumunda tapu kayıtları, kadastro tutanakları ve kadastro sonrasında elde edilmiş taşınmazlar için bununla alakalı belgeler ibraz edilmelidir, Nüfus müdürlüğünce tapu sahibiyle aynı sim ve bilgilere sahip kimselerin bulunup bulunmadığı ile ilgili araştırmalar yapılmalıdır. Böylesi bir benzerliğin bulunması durumunda ilgili kişilerin bilgisine başvurulmalı ve buna uygun bir şekilde düzeltme gerçekleşmelidir, Taşınmazın bulunduğu yerdeki zabıta birimleri eliyle malikle aynı ismi taşıyan kimselerin mevcudiyeti araştırılmalıdır, Tanıkların bahse konu talepler hakkındaki bilgisine başvurulmalıdır, Yukarıdaki bütün bilgiler kapsamında kesin sonuca ulaşılamadığı hallerde keşif, tanıklık ve bilirkişi tespitlerinden faydalanılmalıdır.

Kamulaştırmasız El Atma Nedir?

Kamulaştırmasız El Atma Nedir?

Kamulaştırmasız El Atma Nedir? Kamulaştırmasız el atma, idare tarafından özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza kamulaştırmak kurallarına aykırı bir şekilde fiilen ve bedel ödemeksizin el konulması olarak kabul edilmektedir. Gayrimenkul hukuku kapsamında oldukça değerli olan bu işlemin fiilen olmadığı hallerde hukuki bir işlemle mülkiyetin sınırlandırılması da söz konusu olabilmektedir. Kamulaştırma işlemleri söz konusu olduğunda idare belli başlı uygulamaları takip etmek durumundadır. Ancak kamulaştırmasız el atma işlemlerinde bu tür uygulamalar dikkate alınmaz. Kamulaştırmasız el atma işleminin gerçekleştirildiği durumlarda idare, özel mülk sahibinin bu işlemden kaynaklanan bütün zararlarını karşılamak durumundadır. Kamulaştırmasız El Atmanın Fiilen Gerçekleştirilmesi Fiilen el atma uygulamaları kapsamında kamulaştırmasız el atmaya başvuran idare herhangi bir bedel ödemeden mülkiyeti kendi adına geçirmektedir. Fiilen el atma işlemine en güzel örnek idarenin özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza doğrudan tesis inşa etmesidir. Tesisin inşa edilmesiyle birlikte idare bu taşınmaza fiilen el atmış kabul edilmektedir. Bu durumda taşınmaz sahibi bahse konu uygulamadan kaynaklanan kayıplarının tazmin edilmesi adına idare hakkında dava açabilmektedir. Kamulaştırmasız el atma işleminin iptali ya da tazmin edilmesi ile alakalı uygulamalar için hukuki sürecin başlatılması gerekmektedir. Bu bağlamda kamulaştırmasız el atmanın neden olduğu olumsuzlukları ortadan kaldırmak mümkün olacaktır. Kamulaştırmasız El Atmanın Hukuken Gerçekleşmesi Kamulaştırma işlemlerinin bir ihtiyaç durumunda yapılması gerekir. Ancak özel mülkiyetteki bir taşınmaza dair kamulaştırma işlemlerine uygun süreçlerin takip edilmesinden ziyade hukuki manada bir karar alınması sonrasında kamulaştırma işlemleri gerçekleştirilmişse bu durumda kamulaştırmanın hukuken gerçekleştirildiğini ifade etmek gerekecektir. Bu duruma bir örnek olarak özel mülkiyette bulunan bir taşınmazın rekreasyon alanı olarak kullanılması adına niteliğinin değiştirilmesi kamulaştırmasız el atma konusunda önemli bir el atmaya örnek olarak kabul edilecektir. Kamulaştırmasız El Atma Halinde Yapılması Gerekenler Kamulaştırma işleminin gerçekleştirilmesi kapsamında hukuki bir süreç söz konusu olsa da kamulaştırmasız el atma ile taşınmaz sahiplerinin çeşitli haklarından mahrum kalmaları mümkündür. Bu tip durumlarda kamulaştırmasız el atma işlemlerinden kaynaklanan olumsuzlukları ortadan kaldıracak bir yaklaşım benimsenmelidir. Fiilen el atma durumunun mevcudiyeti taşınmazın kullanımını imkânsızlaştırmaktadır. Öte yandan hukuki el atma durumlarında ise taşınmazın niteliğinde değişiklikler ortaya çıkması söz konusu olacaktır. Kamulaştırmasız El Atma Durumunda Dava Açma Kamulaştırma sürecine aykırılık içeren bir durumda dava aça hakkı tapu sahibindedir. Ancak malik vefat etmişse bu hakkın mirasçılara devredileceğini de ifade etmek gerekir. Dava açmak isteyen tapu sahibi ya da mirasçılar fiili ve hukuki el atmalarda farklı mahkemelere başvuracaktır. Fiili bir el atma söz konusu olduğunda yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Mahkemesi’dir. Hukuki el atma söz konusu olduğunda ise İdare Mahkemesi nezdinde dava açmak gerekmektedir. Kamulaştırmasız El Atmada Faiz Oranı Bir taşınmazla alakalı kamulaştırmasız el atma işlemlerinin gerçekleştirilmesi söz konusu olduğunda yaşanan kayıpların tazmin edilmesi zorunluluğu vardır. Üstelik bu zorunluluk çerçevesinde ödenecek olan tutarları belli bir faiz oranı hesaplaması ile gerçekleştirileceği de açıktır. Peki, kamulaştırmasız el atma süreçlerinde hesaplamalar nasıl gerçekleştirilmektedir? İşte hesaplamalar ve faiz oranları ile alakalı bilinmesi gereken bütün detaylar! Hesaplamaların yapılması amacıyla davanın görüldüğü sıradaki faiz oranları ve yaşanan kaybın miktarı değerlendirilmektedir. Bu kapsamda açılan davanın hakkaniyet esası kapsamında değerlendirilmesi ve iki taraf açısından da adil bir kararın ortaya çıkmasına zemin hazırlaması oldukça mühimdir. Kamulaştırmasız el atmalarda daha makul bir süreç yönetimi adına mutlaka hukuki destek almanız gerekmektedir. Bu sayede hak kayıplarının önlenmesi ve dava süreci sonunda ideal kararların alınması söz konusu olabilecektir. Kamulaştırmasız El Atmada ve İşgal Tazminatı Kamulaştırmasız el atma ve işgal tazminatı hukuk sisteminde birbiri ile ilişkili iki önemli konu olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda idare tarafından özel mülkiyetteki bir taşınmaza el konması halinde malik ecrimisil talebinde bulunabilmektedir. Ecrimisil davasının ayrı bir dava olarak açılması mümkün olurken ‘Müdahalenin Men Edilmesi Davası’ ya da ‘Kamulaştırmasız El Atma Davası’ açılması da muhtemeldir. Fakat ecrimisil için dava tarihinden önceki 5 yıl içinde bir işlemin gerçekleştirilmiş olması gerekir. Mevcut bir el atma durumu olsa bile 5 yıllık süre geçmişse ecrimisil davası açılması söz konusu değildir.

Kamulaştırma Davaları Nedir? Şartları Nelerdir?

Kamulaştırma Davaları Nedir?

Kamulaştırma Davaları Nedir? Kamulaştırma davaları, gayrimenkul hukuku kapsamında değerlendirilen konulardan bir tanesi olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda kamulaştırma, devletin kamu faydasını gözeterek bir kimsenin sahibi olduğu özel mülkü rızası dışında kamu mülkiyetine alması olarak kabul edilmektedir. Kamulaştırmanın yapılması esnasında idare mülkün bedelini ödeyerek taşınmaz malların mülkiyetini almaktadır. Belli şartlara bağlı olan kamulaştırmanın kamu faydası çerçevesinde gerçekleştiriliyor olması oldukça değerlidir. Bu kapsamda kamulaştırma sürecinin ve davaların profesyonel bir bakış açısıyla yürütülmesi elzemdir. İşte kamulaştırma davaları hakkında mutlaka bilmeniz gereken detaylar! Kamulaştırmanın Şartları Nelerdir? Kamulaştırma, devletin bir özel mülke sahip olması amacıyla tercih ettiği bir uygulama olarak kabul edilir. Bu uygulama ile alakalı zaman zaman ihtilafların ortaya çıkması söz konusu olabilmektedir. Bu durumda ihtilafların ortadan kaldırılması ve sürecin daha başarılı bir şekilde devam etmesi adına hareket edilmektedir. Peki, kamulaştırma sürecinde dikkat edilmesi gereken şartlar neler olacaktır? Kamulaştırma işleminin yetkili idare tarafından yapılması gerekmektedir. Kamu yararı kamulaştırma işlemlerinin zorunlu unsuru olarak kabul edilmektedir. Kamulaştırmanın özel mülkiyete konu olan taşınmaza daire gerçekleştirilmesi önemlidir. Taşınmazın kamulaştırma esnasında bedeli peşin olarak ödenmelidir. Yasada belirlenmiş esaslar dikkate alınarak kamulaştırma sürecinin titiz bir şekilde gerçekleştirilmesi önemlidir. Tüm bu şartlar sağlandığında kamulaştırmanın gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır. Fakat bu şartlarda herhangi bir eksiklik ya da olumsuzluğun ortaya çıkması kamulaştırma davaları konusunda başvuruların ortaya çıkmasına neden olur. Kamulaştırma Davaları Türleri Kamunun yararı gözetilerek gerçekleştirilen kamulaştırma işlemlerinde önemli olan özel mülkiyetteki bir taşınmazın devletin mülkiyetine kuralına uygun bir şekilde geçirilmesidir. Bu kapsamda süreç sorunsuz bir şekilde devam etmektedir. Ancak kamulaştırma esnasında herhangi bir olumsuzluğun ortaya çıkması bu işlemle alakalı çeşitli davalara başvurulmasına neden olacaktır. Bu tür davalar ise çeşitlilik göstermektedir. Kamulaştırma İşleminin İptali Davaları İstimlak olarak da bilinen kamulaştırma, devletin bir taşınmazı kendi mülkiyetine geçirmesi olarak kabul edilmektedir. Bu durumda kamulaştırmanın kanuni olması ve kanunda belirlenmiş esaslara uygunluk göstermesi en önemli detaylardandır. Ancak zaman zaman kamulaştırmada eksiklikler ve hatalar ortaya çıkması doğaldır. Bu tür hallerde kamulaştırılan taşınmazın sahibi işlemin iptali için dava açabilir. İdareye yönelik açılan bu davalar İdare Mahkemesi nezdinde devam etmektedir. Bu kapsamda kamulaştırmayla alakalı çeşitli olumsuzlukların ortadan kaldırılması mümkündür. Ayrıca gerekli durumlarda kamulaştırmanın iptalinin gerçekleştirilmesi söz konusu olmaktadır. Kamulaştırma Bedelinin Tespiti ve Tescili Davaları İdare tarafından belli bir bedel karşılığında kamulaştırılan taşınmazın bedeli ile alakalı bir ihtilaf meydana gelebilmektedir. Bu durumlarda kamulaştırma ile alakalı dava sürecinin başlatılması mümkündür. Kamulaştırma işlemi ile alakalı belirlenen bedelin yetersiz ya da eksik olduğu iddiası ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davalarla bedelin yeniden değerlendirilmesi adına işlemlerin gerçekleştirilmesi söz konusu olmaktadır. Bu bağlamda kamulaştırma bedeli ile alakalı en makul sonuçların ortaya çıkması da söz konusu olacaktır. Bu davalar ortalama 1 yıl sürer. Kamulaştırma davaları sonucunda iki taraf için de en makul sonuç ortaya çıkar. Kamulaştırmasız El Atma Davaları Kamulaştırmasız El Atma, kamulaştırmadan farklı olarak bir kanunla düzenlenmemiştir. Ancak Yargıtay kararları çerçevesinde ele alınan bir konu olarak kabul edilmektedir. Bu uygulama çerçevesinde idare yine kamu yararını gözetmesi söz konusudur. Böylelikle özel mülkiyetteki bir malın kamu mülkiyetine geçirilmesi adın işlemler gerçekleştirebilmektedir. Ancak bu işlemlerin engellenmesi ve olası zararların önüne geçilebilmesi açısından idarenin işlemlerini önlemek adına hukuki yollara başvurmak mümkündür. Bu kapsamda kamulaştırmasız el atmanın önlenmesi için ilgili başvuruların gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Kamulaştırma Davaları ile Alakalı Süreç Kamulaştırmanın söz konusu olduğu bir dava süreci ile alakalı Gayrimenkul Hukuku alanında uzmanlaşmış avukatlardan destek almak gerekir. Bu kapsamda daha başarılı bir kamulaştırma süreci gerçekleşeceği gibi tarafların karşılaştığı hak kayıplarının engellenmesi de söz konusu olacaktır. Bu kapsamda siz de bir kamulaştırma davası ile karşı karşıya kalmışsanız mutlaka bir avukattan destek almayı tercih etmelisiniz. Kamulaştırma Davaları, Gayrimenkul Hukuku kapsamında ihtilafların çok fazla olduğu alanlardan biridir. Bu bağlamda tarafların bir Gayrimenkul Hukuku Avukatı desteği ile haklarını korumayı tercih etmesi gerekir. Aksi durumlarda başvurularda ya da itirazlarda yaşanacak olan eksiklikler hak kayıplarının yaşanmasına neden olacaktır

İşçilik Alacakları Nedir

İşçilik Alacakları Nedir? Çeşitleri Nelerdir? İş Hukuku kapsamında değerlendirilen işçi alacakları; işçinin iş sözleşmesinin sona ermesi sonrasında ortaya çıkan bazı hakları ve alacakları olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda işçinin iş güvenliği hükümleri olarak kabul edilen kurallar çerçevesinde değerlendirilebilmesi açısından işyerinde toplam 30 veya daha fazla işçinin bulunması ve en az 6 aydır bu iş yerinde çalışması gerekmektedir. İş güvenliği uygulamaları kapsamında kabul edilen işçinin işe iade davası açması mümkün olacaktır. İşçilerin alacakları söz konusu olduğunda çeşitli unsurlardan bahsetmek mümkündür. Bu çerçevede aşağıda sıralanan hakları ele alan işçi kendine ait hakları da muhafaza etmeyi tercih etmelidir. Kıdem Tazminatı İşçi hakları kapsamında değerlendirilen unsurlardan bir tanesi de kıdem tazminatıdır. 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında ele alınan bu hak işçinin işten çıkarılması ile öne sürülmektedir. Bu hakkın kullanılabilmesi adına; 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olmak, en az 1 yıldır iş yerinde çalışmak ve iş sözleşmesi kanununda belirtilen nedenlerle işten çıkarılmak gerekir. Bu çerçevede işçinin kıdem tazminatı alması mümkün olacaktır. Kıdem tazminatı hesaplanırken aylık brüt ücret baz alınmaktadır. İhbar Tazminatı 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında iş sözleşmesinin feshinden önce işçiye yazılı bildirimde bulunulması gerekmektedir. Bu kapsamda 6 aya kadarki çalışmalarda 2 hafta, 6 ay ile 1,5 yıl arası çalışmalarda 4 hafta, 1,5 yıl ile 3 yıl arası çalışmalarda 6 hafta ve 3 yıldan uzun süreli çalışmalarda 8 hafta için ihbar tazminatı ödenmelidir. İş sözleşmesinin haklı nedenlere dayanması ya da işçi tarafından feshedilmesi durumunda ihbar tazminatı söz konusu olmayacaktır. İş Kazası ve Meslek Hastalığı Tazminatı Bir iş kazası nedeniyle çeşitli kayıplarla karşı karşıya kalan işçilerin alacağı maddi ve manevi tazminat da işçi alacakları kapsamında kabul edilmektedir. Bu kapsamda cenaze giderleri, ölenin desteğinden yoksun kalma, tedavi masrafları, çalışma gücünün azalmasından doğan kayıplar, kazanç kayıpları ve ekonomik geleceğin sarsılması gibi durumlarda işçi alacakları öne çıkmaktadır. Fazla Mesai Ücreti 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçilerin haftalık çalışma süreleri 45 saati geçemez. 45 saati aşan çalışma sürelerinin bulunması durumunda işçiden onay alınmalıdır. Günlük çalışma süresinin maksimum 11 saat olması koşuluyla işçilerin fazla mesai ücreti alması söz konusu olacaktır. Bu durumda işçilerin gece çalışma saatleri de maksimum 7,5 saat olarak kabul edilmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında fazla mesaiye kalan işçilerin 1i5 yevmiye almaları gerekmektedir. Hafta Tatili Ücreti Hafta tatili, İş Kanunu kapsamında haftada maksimum 6 gün çalışan işçinin 24 saatlik dinlenme süresi olarak kabul edilmektedir. İşçinin çalışmadığı hafta tatili günü için de ödeme alması gerekmektedir. İşveren tatil gününe ait ödemeyi eksiksiz bir şekilde gerçekleştirmek durumundadır. Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti Ulusal bayram ve genel tatil ücreti İş Kanunu kapsamında bahse konu günlerde çalışılmayan günler için de ödeme alınmasını söz konusu kılar. Bu günlerde çalışan işçiye 2 yevmiye ödenmesi söz konusu olmaktadır. Yıllık İzin Ücretleri Yıllık izin, en az 1 yıl çalışmış olan işçinin yıllık ücretli izin hakkından faydalanması söz konusu olmaktadır. Vazgeçilemeyen bir hak olan yıllık izin çalışma süresine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Bu çerçevede 1 – 5 yıl arasında çalışan işçiler için 14 gün. 5 – 15 yıl arasında çalışanlar için 20 gün. 15+ yıl çalışanlar için de 26 gün izin hakkı bulunmaktadır. Asgari Geçim İndirimi İşçinin kendisi ve bakmakla mükellef olduğu kimseler için devlet tarafından gelir vergisi indirimi söz yapılmaktadır. Asgari Geçim İndirimi (AGİ) olarak bilinen bu indirimin işçi alacakları arasında kabul edildiğini ifade etmek gerekir. Bu çerçevede gerekli hesaplamaların yapılması ve işçinin haklarından faydalanması gerekmektedir. Kötü Niyet Tazminatı İş Sözleşmesi, işveren tarafından fesih hakkının kötüye kullanılmasıyla sonlandırılabilmektedir. Bu durumda işveren işçiye bildirim süresinin 3 katı tutarında tazminat ödemekle mükelleftir. Ancak işçinin işe iadesinin söz konusu olduğu hallerde bu tazminatın ödenmesi söz konusu olmayacaktır.

İş Kazası Maddi ve Manevi Tazminat Davası

İş Kazası Maddi ve Manevi Tazminat Davası

İş Kazası Maddi ve Manevi Tazminat Davası İş Kazası, İş Hukuku kapsamında maddi ve manevi tazminat konularının en çok değerlendirildiği hususlardandır. Bu çerçevede meydana gelen iş kazası sonrasında talep edilecek tazminat ile alakalı detayları dikkate alarak siz de süreci daha doğru bir şekilde yönetebilirsiniz. İşte iş kazası sonrasında meydana gelen mağduriyete yönelik açılan maddi ve manevi tazminat davaları ile alakalı bütün detaylar! İş Kazası Tazminat Davası Nedir? İş kazası tazminat davası; işverene ait işyerinde çalışan ve iş ilişkisi bulunan bir personelin işi yaparken yaralanması ya da ölmesi durumunda işçinin kendisi ya da yakınları tarafından açılan dava iş kazası nedeniyle maddi veya manevi tazminat davası olarak kabul edilmektedir. İş kazası davası açılmak istendiğinde hem asıl işverene hem de alt işverenlere yönelik dava açılması söz konusu olabilmektedir. İş Kazası Sayılan Haller Nelerdir? Bir işyerinde gerçekleşen eylemlerin iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için aşağıdaki haller kapsamında olması önemlidir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu Madde 13’e göre iş kazası halleri şunlardır; İşçinin işverene ait işyerindeyken karşılaştığı her türlü bedensel ve psikolojik hasar iş kazası olarak kabul edilmektedir. İşçinin yaralanması ya da zarar görmesi hususunda yöntem önemsenmemektedir. Bir işverene bağlı olarak çalışan işçinin işyeri dışına görev amacıyla gönderilmesi durumunda karşılaştığı zararlar iş kazası olarak kabul edilmektedir. İşverenin tarafından yürütülen bir iş sırasında kendi hesabına çalışan işçilerin karşılaştığı kazalar da iş kazası olarak değerlendirilmektedir. Emziren kadın işçilerin emzirme için işten ayrıldığı sırada karşılaştığı kazalar da iş kazası kapsamında değerlendirilmektedir. İşveren tarafından sağlanan bir araçla işi yapmak üzere yola çıkan işçinin karşılaştığı kazalar iş kazası olarak kabul edilmektedir. Tüm bu durumlar dikkate alındığında iş kazası ile alakalı başvuruları yapmak gerekir. İş Kazasında Manevi Tazminat Davası İş kazası nedeniyle işçilerin uğradıkları zararın tazmin dilmesi adına manevi tazminat davası açılabilmektedir. Manevi tazminat davası açılmasıyla alakalı en önemli husus ölenin yakınlarına ödeme yapılmasıdır. Manevi destekten yoksun kalanlar için ödenmesi arzu edilen manevi tazminat ile alakalı aşağıdaki kıstasların dikkate alınması söz konusu olacaktır. Somut duruma dair özellikler, Tarafların mali durumu, Tarafların olaydaki kusur oranları, Meydana gelen manevi zararın kapsamı, Olay tarihindeki paranın satın alma gücü. Manevi tazminat belirlenirken tarafların fakirleşmesi ya da aşırı zenginleşmesi söz konusu olmamalıdır. Yaralanma Durumunda Maddi Tazminat Davası İş kazası nedeniyle bedensel bir yaralanma söz konusu olduğunda maddi tazminat taleplerinin gündeme gelmesi mümkündür. Bu durumda aşağıdaki hallerin varlığına dikkat edilmektedir. Geçici iş görmezlik nedeniyle oluşan kayıplar nedeniyle kayıpların tazmin edilmesi, Sürekli iş görmezlik nedeniyle meydana gelen kayıpların tazmin edilmesi, Tedavi giderleri ve tedavi boyunca yapılan bütün giderlerin ödenmesi, Ekonomik anlamda ciddi zarar gören tarafın maddi kayıplarının tazmin edilmesi. Ölüm Halinde Maddi Tazminat Davası Ölüm, maddi tazminat taleplerinin gündeme gelmesine neden olacak faktörlerin başında gelmektedir. Bu noktada Borçlar Kanunu Madde 53’e göre ölüm halinde talep edilecek olan zararlar şunlar olacaktır. Cenaze masrafları, Ölümün hemen gerçekleşmediği durumlarda ölüme kadarki sürede gerçekleşen tedavi ile ilgili giderler, Ölenin desteğinden yoksun kalanların uğradıkları kayıplar. Tüm bu durumlar dikkate alınarak iş kazası maddi ve manevi tazminat davası açılması söz konusu olmaktadır. Bu çerçevede önemli olan zararların karşılanması söz konusu olabilecektir. İş Kazası Tazminat Davası Ne Kadar Sürer? Bir iş kazası sonrasında tarafların iş kazası maddi ve manevi tazminat davası açmasıyla süreç başlar. Ancak bu sürecin ne kadarlık bir zaman diliminde tamamlanacağı oldukça önemlidir. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken en önemli husus itirazlar, başvurular, raporlar ve diğer bütün belgelerin ibrazıdır. Yaralanmalı iş kazalarından sonra açılan davalarda süreç genellikle 5 – 6 yıl devam etmektedir. Ölümlü iş kazalarından sonra ise sürecin genel olarak 2 – 3 yılda tamamlanması mümkündür. İş kazaları, işçilerin sık sık karşılaştığı olumsuzluklar olarak kabul edilmektedir. Bu davalarla alakalı hak kayıplarının önlenmesi adına Tazminat Avukatı desteği şarttır. Böylelikle tazminat taleplerinin zamanında ve eksiksiz bir şekilde iletilmesiyle işçilerin haklarını savunması mümkün olacaktır. Siz de bu konuda en ideal çözümler için Tazminat Avukatı ile iletişime geçebilirsiniz.

Ecrimisil Nedir? Talep Şartları Nelerdir?

Ecrimisil Nedir? Talep Şartları Nelerdir? Ecrimisil, Gayrimenkul Hukuku kapsamında değerlendirilen bir konu olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda ecrimisil taşınmazın kullanımında hak sahibi olanın rızası ya da herhangi bir hukuki uygunluk olmaksızın taşınmazın üçüncü bir kimse tarafından kullanılmasına karşılık haksız işgal tazminatı olarak değerlendirilmektedir. İşgal Tazminatı ile alakalı özel hukuk kapsamında herhangi bir düzenleme yapılmamış olsa da Yargıtay İçtihatları bu konuda büyük öneme sahiptir. Bu çerçevede ecrimisil ile alakalı süreçlerin değerlendirilmesinde daha önce alınmış Yargıtay kararları çok ciddi öneme sahiptir. Ecrimisil Talep Etme Şartları Nelerdir? İşgal Tazminatı konusunda gerekli şartlar değerlendirildiğinde en önemli iki koşul; hak sahibinin zilyetliğinde bulunan taşınmaza dair işgali gerçekleştirenin kötü niyetli olmasıdır. İkinci seçenek ise haksız işgal nedeniyle hak sahibinin bir kayba uğramış olmasıdır. Ecrimisil kapsamında bir uygulamadan söz edebilmek amacıyla işgalin hak sahibinin rızası olmadan gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Buna ek olarak işgalin herhangi bir hukuki şarta bağlı olmaksızın gerçekleştirilmesi de çok çok önemlidir. Hak sahibinin başlangıçta rıza vermesi ve sonradan bu rızadan vazgeçmiş olması da işgal tazminatı kapsamında bir durum ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bu nedenle de koşulların gerçekleşmiş olması ile alakalı bütün detayların dikkate alınması çok çok önemlidir. İyi niyetin bulunmaması iste bu eylemin işgali gerçekleştiren kişi tarafından anlaşılabilmesidir. Yani işgalci gerçekleştirdiği eylemin kapsamını biliyorsa kötü niyetli zilyet olması söz konusudur. Ecrimisil Davasında Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır? İşgal Tazminatı söz konusu olduğunda dava açma sürelerinin dikkatle değerlendirilmesi önemlidir. Aksi takdirde ecrimisil konusunda hak düşürücü süreler nedeniyle olumsuzluklarla karşılaşılması söz konusu olacaktır. Yargıtay tarafından alınan kararlar değerlendirildiğinde ecrimisil davası için zamanaşımı süresinin 5 yıl olarak belirlendiği bilinmektedir. Bu bağlamda 5 yıllık süre davanın açıldığı tarihten geriye doğru sayılacaktır. 5 yılık sürenin geriye doğru işletilmesi davadan önceki 5 yılda gerçekleşen haksız fiillerin ortadan kaldırılması noktasında önemli bir konu olacaktır. Ecrimisil Davası Açılmadan İhtar Gönderilmeli midir? Ecrimisil davası açılması söz konusu olduğunda tarafların herhangi bir hak kaybı yaşanmaması adına çok dikkatli olması gerekir. Bu durum hak kayıplarının ortadan kalkması adına çok çok önemlidir. İhtar için haksız eylemi gerçekleştiren 3. taraflara yönelik herhangi bir ihtar zorunluluğu bulunmamaktadır. Haksız bir işgalin söz konusu olduğu taşınmazlarla alakalı ihtar şartı ancak ortak mülkiyetin bulunduğu durumlarda talep edilmektedir. Bu çerçevede taraflardan birinin diğer ortağın izni olmaksızın hakkını kullanması intifadan men durumunu gerekli kılar. Bu bağlamda ihtarın gönderilmesi ve sonrasında Ecrimisil Davası açılması gerekli olacaktır. İhtarın nasıl olacağı konusunda herhangi bir koşul belirlenmemiş olsa da noter aracılığıyla gönderilen ihtar sayesinde ispat zorunluluğunun karşılanması çok daha kolaydır. Ecrimisil Talebinde İntifadan Men Koşullarının İstisnaları İşgal Tazminatı ile alakalı bazı hallerde intifadan men mümkün olmayabilmektedir. Bu nedenle de ecrimisil taleplerinin karşılık bulması açısından şu koşulların dikkate alınması gerekliliği vardır. Ortaklığa konu olan malın doğal ürün alınabilen ya da kiraya verilebilen hukuki semere elde edilmesi mümkün bir yer olması, Ortaklık konusu olan malın kamuya ait olması, Paydaşların ortaklık konusu olan mal ile alakalı kullanım anlaşması yapmış olmaları, Aynı ortaklık konusu mala alakalı; daha önceden haksız el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davaların açılması. Ecrimisin Bedeli Tespiti Nasıl Gerçekleşir? İşgal Tazminatı ile alakalı olarak bedel tespiti gerçekleşirken en önemli kıstas yine Yargıtay tarafından daha önceden alınan kararlardır. Bu kapsamda kira geliri kadar zarar ödemesi yapılması söz konusudur. Ancak işgal esnasında taşınmaza yönelik zararların ortaya çıkması durumunda bu zararların tazmin edilmesi en önemli konu olarak kabul edilmektedir. Yine yoksun kalınan kazancın da karşılanması gerekliliği bilinmelidir. Haksız işgalin birden fazla yıldır gerçekleştiriliyor olması halinde TÜFE oranında artışların gerçekleştirilmesi söz konusudur. İşgal Tazminatı Davasında Görevli Mahkeme Ecrimisil davaları ile alakalı en önemli konulardan bir tanesi de görevli mahkemedir. Yargıtay tarafından alınan kararlar değerlendirildiğinde Asliye Hukuk Mahkemesi görevli kabul edilmektedir.

Araç Değer Kaybı Başvuru Şartları

Araç Değer Kaybı Başvurusu

Araç Değer Kaybı Başvurusu Araç değer kaybı başvurusu, Tazminat Hukuku kapsamında yer almaktadır. Özellikle trafik kazaları sonrasında meydana gelen hasarın ortadan kaldırılmasını hedefleyen bu çözümle mağduriyetin giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede araç değer kaybı başvurusu hakkında bilinmesi gereken bütün detaylara daha yakından bir göz atmak gerekir. Araç Değer Kaybı Nedir? Trafik kazaları sonrasında araçlarda meydana gelen hasar araç fiyatında ciddi bir azalmaya neden olabilmektedir. Tamir sonrasında ikinci el değerde meydana gelen düşüş araç değer kaybı olarak ifade edilmektedir. Kaza sonrasında hasar gören aracın orijinal parçalar kullanılarak aslına uygun bir şekilde tamir edilmesi durumunda dahi hasar geçmişinde kazalı olduğu yazacaktır. Bu da alışveriş konusunda ciddi bir kayıp anlamına gelecektir. Bu durumdan kaynaklanan kaybı ortadan kaldırmak adına en önemli husus ise araç değer kaybı başvurusu yapılarak zararın tazmin edilmesidir. Araç Değer Kaybı Başvuru Şartları Nelerdir? Araç değer kaybı başvurusu yapmak isteyen bireyler için belli başlı koşulların yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede önemli olan şartların sağlanması ve başvurunun zamanında yapılmış olmasıdır. İşte araç değer kaybı başvurusu için mutlaka sağlanması gereken koşullar! Kaza tarihinden 2 yıl geçmemiş olmalıdır, Aracın daha önceki hasarı ile araç değer kaybı başvurusuna konu olan hasarın birbirinden farklı olması gerekmektedir, Kaza sonrasında araçta meydana gelen hasa mini onarım kapsamında gerçekleştirilecek bir tamir olmamalıdır, Aracın kaza öncesinde ağır hasar kaydının bulunmaması gerekmektedir, Araçta meydana gelen hasar nedeniyle ortaya çıkan değer kaybının teminat kapsamında olmasına dikkat edilmelidir, Hasarın motorlu bisiklet kullanımından kaynaklanmayan bir zarar olması gerekmektedir, Değer kaybı tazminatı alınabilmesi için araç kilometresinin 165.000’den az olması gerekir, Kazada kusur oranı daha fazla olan taraftan değer kaybı için tazminat talep edilmektedir. Bu şartların sağlanması sonrasında araç için değer kaybı başvurusunun sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilmesi mümkündür. Bu nedenle de başvuru öncesinde ve sırasında soru işaretlerinin ortadan kaldırılması adına çalışmalar yürütülmelidir. Araç Değer Kaybı Başvurusunda Hesaplama Nasıl Gerçekleştirilir? Bir aracın değer kaybı söz konusu olmuşsa ve bu kaybın tazmin edilmesi için hesaplamalar yapılması isteniyorsa dikkat edilmesi gereken pek çok detaydan söz etmek gerekir. Bunların başında da hesaplamanın neye göre gerçekleştirileceği gelir. Aşağıda sıralanan faktörler araç değer kaybı başvurusunu gerçekleştiren kimseler için dikkate alınacak unsurlardır. Aracın Kilometresi Aracın Pazar Değeri Hasar Geçmişi ve Niteliği Kusur Durumu Marka ve Model Bilgisi Trafiğe Çıkış Tarihi Üretim Yılı Araç Değer Kaybı Başvurusunda Bilirkişi Raporu Trafik kazası söz konusu olduğunda araçta meydana gelen kayıpların tazmin edilmesi adına bir başvuru yapılacaksa bu başvuru kapsamında bilirkişi raporu hazırlanması da gerekecektir. Söz konusu rapor Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından Trafik Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar Tebliğnamesi ile belirlenmiştir. Bu kapsamda hazırlanan raporla birlikte araç değer kaybının nasıl hesaplanacağı ve bu konuda ne tür çözümlere başvurulacağına dair bütün hususlar sıralanmaktadır. Borçlar Kanunu Genel Hükümleri ve Haksız Fiil Sorumluluğu ilkeleri bağlamında değerlendirilen ilkeler bağlamında değer kaybı miktarının en doğru şekilde belirlenmesi söz konusu olmaktadır. Aracın reel ikinci el piyasasında fiyatındaki düşüşün doğrudan tazmin edilmiş olması hedeflenmektedir. Araç Değer Kaybı Davası için Gereken Şartlar Trafik kazası nedeniyle meydana gelen hasarların tazmin edilmesi adına dava açmak isteyen bireylerin belli başlı koşulları dikkate almalarında büyük fayda vardır. Bu çerçevede değer kaybının giderilmesi için dava açacaksanız hem hak düşürücü süreleri hem de koşulları dikkatle değerlendirmelisiniz. Değer kaybı tazminatı için kaza tarihini takip eden 2 yıl içinde başvuru yapılmış olması gerekmektedir, Aracın hasar tazminatına konu olan kısmında daha önceden herhangi bir hasarın bulunmaması gerekmektedir, Mini onarım kapsamındaki hasarların meydana gelmesi durumunda araç değer kaybı nedeniyle dava açılamamaktadır, Ağır hasar kaydı bulunan araçlarda meydana gelen değer kayıpları için tazminat talebi değerlendirilmemektedir. Tüm bu değerlendirmelerin yanı sıra aracın kaza yapması durumunda hemen sigorta şirketi ile iletişime geçmeniz gerektiğini ifade etmeliyiz. Bu sayede herhangi bir hak kaybının yaşanmaması ve başvuruların zamanında tamamlanması söz konusu olacaktır.

Acele Kamulaştırma Nedir?

Acele Kamulaştırma Nedir? Acele kamulaştırma, olağanüstü şartların mevcudiyeti söz konusu olduğunda idarenin kamulaştırmayla alakalı bazı süreçleri sonraya bırakmasıyla özel mülkiyetteki malları kamulaştırması olarak kabul edilmektedir. Gayrimenkul Hukuku kapsamında derhal el koyma olarak da bilinen bu işlemler çerçevesinde kamulaştırma işlemlerinin daha kaliteli bir sonuç ortaya çıkarması mümkündür. Kamulaştırma genel olarak idarenin bir kamu yararı gözetmesi ile gerçekleştirdiği işlemlerdir. Ancak acele kamulaştırmada şekil şartlarının daha hızlı bir şekilde karşılanması muhtemeldir. Acele Kamulaştırmanın Şartları Nelerdir? Acele kamulaştırma, kamulaştırmanın derhal gerçekleştirilmesini sağlayan bir uygulama olarak kabul edilmektedir. El koyma kararının acilen gerçekleştirilmesi hedeflenirken işlemlerin tamamlanmasına kadar geçen sürede mülkiyet yine eski malik üzerindedir. El koyma kararının idareye fiili olarak geniş şartlarla yararlanma imkânı tanıdığından söz etmek gerekmektedir. Böylelikle acele kamulaştırması gerçekleşen taşınmazlarla ilgili yıkım ve yol yapımı gibi işlemler zaman kaybetmeden gerçekleştirilebilmektedir. Peki, bu işlemlerin gerçekleştirilebilmesi açısından kamulaştırmanın hangi durumlarda yapılması söz konusu olmaktadır? İşte acele kamulaştırma ile alakalı mutlaka dikkat edilmesi gereken şartlar! Yurt Savunmasının Gerekli Olduğu Durumlar Acele kamulaştırma işlemlerinin bir ihtiyaç olarak kabul edildiği durumların başında yurt savunmasının gerektirdiği haller dikkat çekmektedir. 1939 yılında çıkarılan Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu kapsamında yurt savunması ile alakalı gerekli hallerde acele kamulaştırma kararının alınması gerektiğini ifade etmek oldukça değerlidir. Acele kamulaştırmanın özel mülkiyeti sınırlandıran niteliği gereği bu işleme ancak gerekli hallerde başvurmak gerekmektedir. Özel Kanunlar Kapsamında Acele Kamulaştırma Acele kamulaştırma ile alakalı uygulamada dikkate alınan belli başlı özel kanunlar bulunmaktadır. Bu bağlamda idare gerçekleştireceği eylemleri kamulaştırma olmaksızın yürütemez. Aşağıda sayılı kanunlar çerçevesinde idare acele kamulaştırmaya karar vererek taşınmazların kamu mülkiyetine geçişini sağlar. 2634 Sayılı Turizm ve Teşvik Kanunu 3213 Sayılı Maden Kanunu 4646 Sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu 4737 Sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu 6306 Sayılı Afet Riskli Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu 6491 Sayılı Türk Petrol Kanunu Yukarıdaki kanunlar kapsamında idare acele kamulaştırma kararına başvurarak özel mülkiyetteki bir taşınmazı istimlak edebilmektedir. Bakanlar Kurulunca Alınan Kararla Acele Kamulaştırma Bakanlar Kurulu, acele kamulaştırma kararının alınmasıyla istimlak süreçlerinin hızlandırılmasını sağlayabilmektedir. İdare tarafından alınacak olan acele kamulaştırmayla alakalı olarak koşullar ve gereklilikleri sunmalıdır. Bu bağlamda Bakanlar Kurulu alacağı kararın yerinde olmasını sağlarken aynı zamanda sorunsuz bir istimlak sürecini de öne çıkaracaktır. Acele Kamulaştırma Kararlarının ‘Acelelik Kararı’ Unsurları Acele kamulaştırma kararı alınması açısından uygulamada pek çok yaklaşım benimsenirken aciliyetin gerçekten var olması ve kanuni koşulların da karşılanması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu çerçevede kararın yerindeliği ve sonraki süreçte iptali ile ilgili herhangi bir problem yaşanması söz konusu olmayacaktır. Aşağıda acele kamulaştırmanın unsurları sıralanmaktadır. Acelelik Kararı; belirsiz, genel nitelikte ve ölçüsüz olamaz. Bu nedenle de alınacak olan kamulaştırma kararının bahse konu şartları karşılaması ve sadece mevcut durumla alakalı düzenlemeler getirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde uygulamada ciddi bir olumsuzluğun meydana gelmesi söz konusu olacaktır. Acelelik Kararı kapsamında kamulaştırma kararı alınacak olan taşınmazlarla ilgili kararların her birinin ayrı ayrı gösterilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Sebepler de aynı şekilde ortaya konmalıdır. Acelelik Kararı alınabilmesi açısından Bakanlar Kurulu’nu harekete geçirecek olağanüstü bir durumun varlığı bulunmalıdır. Aksi durumda Acelelik ilkesinin şartları sağlanmadığından alınan karara yönelik itiraz söz konusu olacaktır. Acele Kamulaştırma ile Alakalı Bakanlar Kurulu Kararına İtiraz Acele Kamulaştırma söz konusu olduğunda bakanlar kurulu tarafından alınan kararın ‘Acelelik’ konusunda itiraza konu olması söz konusudur. Bu kapsamda acelelik ile alakalı değerlendirmeler yapılarak alınan acele kamulaştırma kararıyla alakalı itirazların öne sürülmesi söz konusu olabilmektedir. Bu bağlamda değerli olan husus kararın yerinde olması ve itiraza konu olacak bir yanının bulunmamasıdır. Aksi durumda iptal durumlarına başvurulması da söz konusudur. Acele kamulaştırma ile alakalı problemlerin mevcudiyeti söz konusu olduğunda Gayrimenkul Hukuku alanında uzmanlaşmış bir avukattan destek alınması oldukça mühimdir. Bu çerçevede hukuki manada hakların korunması ve hak kayıplarının önlenmesi de mümkün olacaktır.

Hakaret Davası Nasıl Açılır ?

Hakaret Suçu Nedir? Türk Ceza Kanunu’nun Şerefe Karşı Suçlar başlığı altında 125-131 maddelerinde düzenleme alanı bulan hakaret suçu bir kimseye , şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat ederek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırıda bulunarak işlenebilen seçimlik hareketli bir suç tipidir. Hakaret suçunun kanunda düzenleme alanı bulmasıyla korunan hukuki yarar kişinin onur şeref ve saygınlığıdır. Hakaret suçu yüz yüze, iletişim araçlarının kullanılmasıyla, ses kaydıyla, aleni şekilde, görüntü aracılığıyla, mağdurun yokluğunda ya da basın yayın organları vasıtasıyla ayrıca günlük hayatta sıklıkla karşılaştığımız sosyal medya uygulamaları olan facebook, twitter, instagram, snapchat vb platformlar aracılığıyla veya haberleşme uygulamaları olan  whatsapp, telegram, gmail, hotmail, msn gibi uygulamalar aracılığıyla da işlenebilir. Hakaret eylemi mağdurun bulunmadığı bir ortamda gerçekleşirse bu eylemin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişinin duyabileceği bir şekilde gerçekleşmesi gerekir. Hakaret Davası nerede ve hangi mahkemede açılır? Hakaret suçunda yetkili  savcılık mağdurun ikametinin bulunduğu yerdeki  Cumhuriyet Başsavcılığıdır. Savcılığa verilecek bir şikayet dilekçesiyle soruşturma evresi başlar. Hakaret suçu bakımından görevli mahkeme ise Asliye Ceza mahkemesidir. Örneğin Amasya’da ikamet eden A, Tokat’ta ikamet eden B’ye karşı hakaret suçunu işlediğinde yetkili savcılık Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı, görevli mahkeme ise Tokat Asliye Ceza mahkemesi olacaktır. Hakaret Davası Zamanaşımı ve Hakaret Davası Açma Süresi Nedir ? Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen hakaret suçu madde 131 hükmü gereğince ‘’ Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır .’’ Şikayete tabi  olan suçlarda şikayet süresi mağdur olan kişinin fiili ve faili öğrenmesinden itibaren 6 aydır. Mağdurun şikayet hakkını kullanması için fiil ve faili  öğrenmesi gerekmektedir. Hakaret suçundan zarar gören kişi ya da mağdur fiil veya failden hangisini daha sonra öğrenmiş ise 6 aylık hak düşürücü süre herhalde  TCK 66/1-e  de düzenlenen ‘’Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, ‘’ dava zamanaşımı süresinde yapılmalıdır.  Örneğin 20.06.2022 tarihinde kendisine karşı hakaret suçu işlenen mağdur, hakaret fiilini 20.10.2022 tarihinde öğrenmiş, ancak  suçu işleyen  faili 20.12.2022 tarihinde öğrenmişse, mağdur şikayetçi olmak istediğinde şikayet süresi 20.10.2022’den itibaren  6 aylık hak düşürücü süreye tabi olacaktır. Hakaret Suçu Uzlaşma Kapsamında mıdır? Basit hakaret suçu (TCK madde 125/1-2-3) uzlaştırmaya tabi suçlardandır. CMK 253 madde hükmü gereğince soruşturma veya kovuşturma evresinde önce uzlaşma prosedürünün uygulanması gerekir. Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır . -Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. -Şüphelinin ediminin ileri tarihe bırakılması durumunda ise kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı  verilir. -Kamu davasının ertelenmesi süresi boyunca zamanaşımı işlemez. -Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra , uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi durumunda kamu davası açılır. -Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır. Bu belge edimin yerine getirilmesi için icraya konulabilir. Mahkeme Tarafından Uzlaştırma -Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası uzlaştırma bürosuna gönderilir. -Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. -Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde; sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. -Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından  hüküm açıklanır. Uzlaştırmaya Tabi olmayan Hakaret Suçları Nelerdir? Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçu ve Cumhurbaşkanına karşı hakaret suçu şikayete bağlı olmadığından uzlaştırmaya tabi değildir. Hakaret Suçunda Cezayı Ağırlaştıran Durumlar Nelerdir? 1-) Hakaret Suçunda verilecek cezanın alt sınırının 1 yıldan az olmayacağı durumlar: –Suçun Kamu Görevlisine karşı görevinden kaynaklı işlenmesi  (TCK 125/3-a) -Hakaret suçunun kişinin dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı  işlenmesi  (TCK 125/3-b) -Hakaret suçunun kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi (TCK 125/3-c) 2-)Hakaret suçunun alenen işlenmesi durumunda verilecek ceza altıda bir oranında arttırılır (TCK 125/4). 3-)Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır ( TCK 125/5). Hakaret Suçunda Hafifletici  Sebepler Ya Da Ceza Verilmeyecek Olan Sebepler Nelerdir? 1-) Haksız fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret (TCK 129) : Hakaret suçu haksız bir fiile tepki olarak işlenmişse  verilecek ceza üçte bir oranında indirilebileceği gibi , ceza vermekten de vazgeçilebilir. Eğer hakaret suçu kasten yaralama suçuna karşı tepki olarak işlenmişse kişiye  ceza verilmez. Son olarak hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi durumunda , olayın mahiyetine göre , tarafların her biri veya sadece biri için verilecek olan ceza  üçte birine kadar indirilebileceği gibi ceza vermekten de vazgeçilebilir. 2-)İddia Ve Savunma Dokunulmazlığı (TCK 128) : Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir. Hakaret Davasında Şikayetten Vazgeçme Mümkün Müdür? Şikayete bağlı hakaret suçunda şikayet hakkına sahip olan kişi  , verilen hüküm kesinleşinceye kadar  bu hakkından vazgeçebilme imkanına sahiptir. Vazgeçmenin geçerli olabilmesi için vazgeçmenin sanık tarafından kabul edilmesi gerekir. Sanık tarafından kabul edilen  davada vazgeçme sonucunda düşme kararı verilir.  Hakaret Davası Sonucunda Verilecek Ceza  Ve Hukuki Sonuçları Nedir? Hakaret suçunun şikayete tabi olması durumunda , hakaret suçunun cezası 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır (TCK 125/1). Suçun şikayeti tabi olması durumunda mahkeme hapis cezası ya da adli para cezasına hükmedecektir. Hakaret suçu

Hemen Avukatı Ara
Whatsapp Forex Şikayet & Avukat Destek Hattı