feryal

Anlaşmalı Boşanma Davası

Anlaşmalı Boşanma Davası Boşanma hukuku Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. 4721 sayılı TMK iki şekilde boşanma davası açılabileceğini belirtir; anlaşmalı boşanma davası ve çekişmeli boşanma davası. Anlaşmalı boşanma davası eşlerin kendi aralarında hür iradeleriyle anlaşmaya vararak evliliklerini bitirdiği boşanma davası türüdür. Bu dava türünde eşler arasında kusur aranmaz, mal paylaşımından nafakaya kadar her ayrıntıda anlaşmaya varılarak evlilik sona erdirilir. Tek celsede boşanma olarak da bilinen davada, tarafların her konuda anlaşmaya varması ve hâkimin bu anlaşmayı uygun görmesi gerekir. Anlaşmalı Boşanma Davası Açma Türk Medeni Kanunu 166. Madde 3. Fıkrası gereğince anlaşmalı boşanma davası en az 1 yıl sürmüş evliliklerde tarafların birlikte karar verip başvurması ya da taraflardan birinin başvurması ve diğer tarafın kabul etmesi halinde ortaya çıkar. Evlilik birliğinin temelden sarsılması suretiyle sürdürülemeyeceğinin aşikâr olması kaydıyla taraflar anlaşmalı boşanmak üzere hareket edebilirler. Mahkemeye başvuran taraflar hâkim tarafından dinlenir ve hür iradenin söz konusu olduğuna kanaat getirilerek boşanma kararı hükmedilebilir. Burada boşanmaya konu olacak çiftin mal paylaşımı, varsa çocukların menfaati gözetilerek anlaşmanın içeriğine bakılır ve boşanma hükmü verilir. Türk Medeni Kanunu’nda boşanma hukuku kapsamında anlaşmalı boşanma için düzenlenen şartlar şöyledir; En az 1 yıl evli kalma şartı: Anlaşmalı boşanma açabilmek için eşlerin en az 1 yıl evli kalması şartı aranır. Resmi nikahtan itibaren geçerli olan bu süreye imam nikahı, düğün, nişanlılık ya da benzeri resmiyetsiz beraberlik süresi dahil edilmez. Hâkim huzurunda boşanma kararının açıklanması: Boşanmak isteyen taraflar anlaştıklarını ve boşanmak istediklerini hür iradeleriyle hâkime sunmalıdır. Hâkim bu aşamada tarafların iradeleriyle ilgili bir fesadın söz konusu olduğunu tespit ederse boşanmayı ret ile sonlandırabilir. Birlikte ya da bir eşin açtığı dava talebinin diğer eş tarafından kabul edilmesi: Anlaşmalı boşanmada ortak dilekçe ile başvuru yapılabileceği gibi taraflardan yalnızca birinin de uygun şekilde başvurması ve diğer tarafın bu başvuruyu kabul etmesi yoluyla boşanma sağlanabilir. Boşanmanın mali sonuçları ve çocukların menfaatine dair düzenlemelerin uygunluğu: Boşanmak üzere anlaşma yapan çiftler, mali paylaşım ve çocukların menfaatiyle ilgili konularda da anlaşmaya varmalıdır. Hâkim başvuru yapan tarafların bu konuda nasıl bir düzenleme ve anlaşma yaptığını inceler, uygun bulması halinde boşanmayı gerçekleştirir. Hâkim anlaşma şatlarında çocukların ya da taraflarından birinin ekonomik menfaatini gözeterek değişiklikler yapabilir. Değişikliklerin kabul edilmemesi halinde ise dava çekişmeli davaya dönüşür. *Taraflar çekişmeli boşanma ile dava açıp süreç içerisinde anlaşmalı boşanmaya karar verdiklerinde anlaşmalı boşanma protokolü ile çekişmeli davayı anlaşmalı davaya dönüştürerek boşanmanın gerçekleşmesini sağlayabilir. Anlaşmalı Boşanma Davası Süresi Anlaşmalı boşanma davası tek celsede sona erebilecek bir davadır. Ancak tek celsede boşanma gerçekleşmesi için tarafların ekonomik ve velayet konusunda hem tarafların anlaşması hem de hâkimin bu konuda tarafların kendi arasında yaptığı anlaşmayı uygun görmesi şartı aranır. Anlaşmalı boşanmak isteyen çiftler tüm evraklarını tamamlayarak başvurduktan sonra 10 gün ila 1 ay arasında bir sürede gün alarak boşanabilir. Anlaşmalı Boşanmada Cayma Hakkı Anlaşmalı boşanmada tarafların her ikisi ya da biri karar kesinleşmeden önce cayma hakkına sahiptir. Duruşma esnasında dahi taraflar boşanmama beyanında bulunabilir. Ancak cayma hakkını bir taraf kullanırsa ve diğer taraf bunu kabul etmezse dava çekişmeli boşanma davasına dönüşecektir. Çekişmeli davada ise taraflar arasında kusur oranına bakılacaktır. Anlaşmalı Boşanmada Nafaka ve Tazminat Ödemesi Anlaşmalı boşanmada taraflar nafaka ve tazminat gibi konularda da anlaşmaya varmalıdır. Boşanma protokolünde nafaka, maddi ve manevi tazminat gibi konular detaylandırılır, ödeme miktarları yazılı şekilde protokole yansıtılır. Anlaşmalı Boşanmada Görevli Mahkeme Boşanma davalarında görevlendirilmiş mahkemeler Aile mahkemeleridir. Aile mahkemesinin bulunmaması halinde ise Asliye Hukuk Mahkemesi görevli mahkeme kabul edilir. Yetkili mahkeme dava açmadan önceki son 6 aylık süreçte ikamet edilen yer kabul edilir. Anlaşmalı boşanma davasında taraflar bu konuda da anlaşmaya vararak farklı bir yerde de mahkemeye başvurarak boşanmanın gerçekleşmesini sağlayabilirler. Anlaşmalı boşanma davaları aile ve boşanma hukuku konusunda uzman avukatların hazırladığı protokol ile pürüzsüz bir süreç sonunda sona erdirilir ve taraflar tek celsede boşanabilir. Taraflar aynı avukat ya da ayrı ayrı avukat desteğiyle süreci tamamlayabilir.

Reddi Miras Nedir? Nasıl Yapılır?

Reddi Miras Nedir? Nasıl Yapılır? Miras, miras bırakanın sahip olduğu mal varlığı ve borçları kapsar. Mirasçılar ise kan bağıyla ya da kan bağından bağımsız miras bırakan kişinin sözleşme, vasiyetname yoluyla atadığı mirasçıdan oluşur. Yasal ve atanmış mirasçılar, ölümün gerçekleşmesiyle birlikte hak sahibi olurlar. Ancak bu kişiler mirası reddetme hakkına da sahip kişilerdir. Miras hukuku mirasçılara mirası kabul etme ve şartsız reddetme hakkını veren bir düzenlemeye sahiptir. Mirasçının ret hakkıyla ilgili herhangi bir şey yapmaması halinde mirası kabul etmiş sayılır. Reddi miras yapmak isteyen hak sahipleri için gerçek ve hükmen ret olmak üzere farklı düzenlemeler bulunur. Mirasın gerçek reddi: 3 aylık süre içerisinde Sulh Hukuk Mahkemesine sözlü ya da yazılı olmak kaydıyla usule uygun şekilde ret beyanı ile gerçekleştirilir. Mirasın hükmen reddi: Süre sınırı olmaksızın gerçekleştirilebilir. Hükmen ret Türk Medeni Kanunu’nun 605. Maddesinde düzenlenmiştir. Miras bırakanın ölmeden önce aczi belli ya da tespit edilmişse mirasçı için miras hükmen reddedilmiş sayılabilecektir. Hükmen ret borç ilişkisini içermesi sebebiyle aktif ve pasiflerin belirlenmesi sonucunda karara bağlanır. Mirasın Reddine Dair Yasal Süreler Mirasın reddi için birtakım süreler ve yasal süreçler söz konusudur. Yasal ve atanmış mirasçılar haricinde ret hakkının sonradan geldiği mirasçılar bulunur. Yasal mirasçılar; Türk Medeni Kanunu’nun 606. Maddesine göre mirasçılar miras bırakanın ölümünü öğrendiği anda mirasçı sıfatını kazanır. Mirasçı olduğunu sonradan öğrenen kişiler için yasal tarih öğrenildiği gün sayılır. 3 aylık süreç bu tarihten itibaren başlar. Atanmış mirasçılar; 3 ay süre içerisinde ret beyanında bulunabilir. TMK 606. Maddesi vasiyetnamenin açılması ve tebliğ edilmesi ile birlikte sürenin başladığını belirtir. Ret hakkının sonradan gelen mirasçılara geçmesi; Türk Medeni Kanunu’nun 608. Maddesi mirası reddetmeden hayatını kaybeden mirasçının ret hakkının kendiliğinden mirasçılara geçtiğini belirtir. Böyle durumlarda ölen mirasçı yerine hak kazanan yeni mirasçılar için 2 farklı reddi miras hakkı doğar. İlki ölen kişinin sahip olduğu mal varlığı, ikinci ise kendisine miras bırakılan mal varlığıdır. Mirasçı her iki mirası reddetme hakkına sahiptir. Ancak mirasçı miras bırakana kalan mirası kabul etme hakkına sahip değildir. Yalnızca miras bırakanın sahip olduğu mirası kabul edebilir. *İstisnai durumlarda yasal ve atanmış mirasçılar için tanınan 3 aylık süre Sulh Hukuk Mahkemesi hakimleri tarafından uzatılarak yeni bir süre belirlenebilir. Reddi Miras Beyanında Görevli Mahkeme Mirasçı mirası öğrendikten ya da miras bırakanın ölümünden itibaren 3 ay içerisinde reddi miras yapmalıdır. Bu süre içerisinde işlem yapmayan mirasçı kanunlar hükmünde yasal ya da atanmış mirasçı kabul edilir. Ancak mirasçı, miras bırakılan olduğunu geç öğrenmiş ise mirası üstlenmek ya da pay alabilmek için geç öğrendiğini ispat etmekle yükümlüdür. Reddi miras yapacak olan kişi yasal süre olan 3 ay içerisinde Sulh Hukuk Mahkemesine yazılı belge ya da sözlü beyan ile mirası istemediğini belirtmekle sorumludur. Beyan yapıldıktan sonra mahkeme heyeti ret başvurusunun usule uygun şekilde yapılıp yapılmadığını inceler ve beyanı kabul eder. Miras hukuku alanında uzman avukatlar, reddi miras sürecinde vekaletname ile hareket ederek mirasçının yazılı beyanıyla dava dilekçesi hazırlayabilir, resmi işlemleri gerçekleştirebilir. Reddi miras davalarında yetkili mahkemeye yazılmış beyan, dilekçe, varsa delil ve mahkeme harçlarının yatırılması ile birlikte dava resmen açılır. Reddi miras çekişmesiz dava türü olduğundan Sulh Hukuk Mahkemesi yetkilendirilmiştir. *Hükmen ret istemli reddi miras davaları Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmektedir. Reddi Miras Kararının İptali Miras bırakandan kalan mirası borç sebebiyle reddeden mirasçı, alacaklıların zarar görmesini amaçlayarak hareket ederse ve alacaklılara herhangi bir güvence verilmezse ret tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 6 ay içerisinde reddi mirasın iptaline dair dava açılabilir. Dava sürecinde mirasçının mirası reddetmesinin temelinde alacaklılara zarar verme niyetinin olup olmadığı belirlenir. Öte yandan tereke tespiti yapılarak aktif ve pasifler raporlanır. Miras bırakanın aktifleri mal varlığını, pasifler ise borçları temsil eder. Terekenin pasifi aktiften daha yüksek ise ödeme aczinin gerçekleştiğine karar verilir. Dava sürecinde mirasçıya kalan mirasın borcu karşılamaya yetip yetmeyeceği incelenir, acze karar verilmesi halinde mirasın reddinin iptali davası iptal edilerek dava sona erdirilebilir. Miras hukuku alanında uzman avukat kadromuzla terekenin tespiti, mirasın reddi ve mirasın reddi iptali gibi konularda hukuki zeminde daha hızlı sonuçlar almak mümkündür. Bu alanda uzman bir avukatla süreci yürütmek için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

Tereke Tespit Davası

Tereke Tespit Davası Miras hukuku kapsamında ele alınan tereke tespit davası, miras bırakanın ölümünün ardından mirasçılara geçen mal varlığının tespitini ifade eder. Tereke, kişinin ölümünden sonra mirasçılarına bıraktığı taşınır ve taşınmaz tüm mal varlığıdır. Gayrimenkul, nakit, menkul, ziynet gibi mirasçıya ait her şey tereke anlamına gelir. Burada bilinmesi gereken husus, miras bırakanın borçları da tereke niteliği taşır ve yasal mirasçıya kalır. Terekenin tespiti: Kişinin ölümünden sonra sahip olduğu aktif ve pasif varlıkların tespitidir. Hem mal varlığı hem de borçlar miras kabul edilir. Söz konusu mirasla ilgili aktiflerden pasifler çıkarılır ve geriye kalan mal varlığı tereke olarak tespit edilir. Tereke tespit davasında yetkili ve görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Davanın açılacağı yer ise miras bırakan kişinin son ikametgâh noktası olmak zorundadır. Miras bırakanın Türkiye’de ikametgâh adresi bulunmamasının halinde nüfusa kayıtlı olduğu bölgede dava açılmalıdır. Terekenin tespiti davası mirasçılar tarafından açılan ve ölen kişinin tüm sahip olduğu mal varlığının tespit edilmesini belirleyen dava türüdür. Genellikle mirasçının sahip olduğu mal varlıkları hakkında tam bilgiye sahip olunamaması nedeniyle açılan tespit davası, hak kayıplarının önlenmesini ve mirasçıların yasal haklarını kullanmasını sağlar. Miras tespiti davasında tereke hesaplamaları bilirkişi tarafından gerçekleştirilir ve raporlarla belgelendirilir. *Tereke tespit davası yalnızca mirasçılar tarafından açılabilen bir dava türüdür. Tereke Tespit Davası Açma Hakkına Sahip Kişiler Tereke tespit davasını miras bırakanın yasal ve atanmış mirasçıları açabilir. Ancak bu davanın açılabilmesi ve hakların kullanılabilmesi için “mirasçılık belgesi” yani “veraset ilamı” çıkartılmalıdır. Davayı bu belgeye sahip olan tüm mirasçılar ortak ya da birbirinden ayrı hareket ederek bağımsız biçimde açabilirler. *Vasiyetname sebebiyle mal bırakılan kişi ya da kişiler, terekenin tespiti davası açma hakkına sahip değildir. *Tereke tespit davası açmak için zaman aşımı bulunmamaktadır. Hukuki menfaati bulunan mirasçılar süre sınırı olmaksızın istediği zaman dava açabilir. *Tereke tespit davası miras bırakan hayattayken açılamaz. Tereke Tespit Davasında Süreç ve Talepler Tereke tespit davası açmak isteyen kişi ya da kişiler birlikte hareket etmek zorunda değillerdir. Dava açan taraf dava dilekçesinde dava sebebini belirtmelidir. Miras bırakanın gayrimenkule sahip olup olmadığı, bankada mevduatının olup olmadığı gibi bilgiler dava açılması ile birlikte bilirkişi tarafından tespit edilir ve raporlanır. Dava sürecinde taşınmazların tespiti için Tapu ve Kadastro Müdürlüğü, taşınırların tespiti için ise banka ile müzekkere gerçekleştirilir. Dava, miras bırakanın muvazaalı devir yaptığı mal varlığı ya da bağışlarının ortaya çıkmasını sağlar, söz konusu bağış kurumlarına müzekkere yazılır. Tereke tespit davası mirasçılardan herhangi birinin ya da birkaçının işlem yapmasını önlemeye yönelik de açılabilir. İhtiyati tedbir kararı çıkması halinde ise mirasçı işlem yapmaktan men edilir. Tereke tespiti ve tedbir kararı mirasçıların zarara uğramasını önlemeye yönelik düzenlemeler içerir. Ancak bazı durumlarda mahkeme re’sen ihtiyati tedbir uygulayabilir, talep şartı gözetmez. Tereke tespiti davası sürerken mirasın paylaştırılması için temsilci atanması talep edilebilir. Tereke Tespiti Davası Reddi Miras ve Terekenin Paylaştırılması Miras bırakan kişinin ölümünden sonra mirasçıların mirası reddetmesi için 3 aylık süre tanınmıştır. Miras hukuku miras bırakanın ölümüyle birlikte ölen kişinin borçlarından da mal varlıkları kadar sorumlu olduklarından söz konusu mirasçı ya da mirasçılar, Türk Medeni Kanunu’nun 605. Maddesine göre mirası reddedebilirler. Aynı maddeye göre ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise miras reddedilmiş sayılır. Terekenin paylaştırılması yani miras taksiminin yapılması anlaşmaya bağlı olarak gerçekleşebilir. Tereke hakkına sahip mirasçılar aralarında anlaşarak paylaşım oranlarını belirleyip bu yönde bir paylaşım yapabilir. Mirasçılardan bir ya da birkaçının miras taksimine izninin bulunmaması halinde ise mirasın taksimi talebi davası açılabilir. Tereke Tespit Davasının Süresi Tereke tespiti davası ne kadar sürer kesin bir süre olmamakla birlikte ortalama 1 ya da 1,5 yıl kadar sürer. Mahkemenin dava yoğunluğu, duruşma günlerinin tarihi, adli tatil, delil toplama gibi birçok unsur dava süresini etkiler. Miras hukuku kapsamlı bir içeriğe sahip olduğundan davanın bitimine dair kesin bir tarih vermek söz konusu değildir. Davanın içeriği, nasıl ilerleyeceği gibi belirsizlikler süreyi doğrudan etkiler.

Kiraya Verenin Hakları Nelerdir?

Kiraya Verenin Hakları Nelerdir?

Kiraya Verenin Hakları Nelerdir? Kiraya veren ve kiracılık ilişkisi Türk Borçlar Kanunu kapsamında ele alınmaktadır. Gayrimenkul hukuku ya da genel bilinen tanımıyla kira hukuku her iki tarafın hakkını korumak üzerine düzenlenmiştir. Kiracı ve kiraya verene tanınan haklar, gayrimenkul kullanımının iyileştirilmesine yönelik belirlenmiştir. Kiracılık ilişkisi sözlü ya da yazılı sözleşmeyle başlar. Kiraya veren kişi, kiracının çıkmak istemesi dışında sözleşme sona eriyor hükmüyle mülkten çıkartma hakkına sahip değildir. Kiraya veren kişiler Türk Borçlar Kanunu’nun 352. Maddesince korunmuştur. Maddeye göre kiracı aynı kira yılı içerisinde iki kez kira ödemeyi geciktirir ve kiraya veren bu süreçte iki kez ihtar göndermiş ise kira süresi bittikten sonra icraya başvurma ya da tahliye davası açma hakkına sahiptir. Kiracının tahliye taahhütnamesine uymaması halinde kiraya veren icra takibi başlatabilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 350. Maddesine göre ise kiraya veren, eşinin, alt ve üstsoyunun, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin gereksinimi için konut ya da iş yerini kullanma zorunluluğunun ortaya çıkması halinde sözleşmeyi feshetme ve kiracıyı tahliye talep edebilir. Kiracının çıkmayı reddetmesi halinde kiraya veren yine tahliye davası açma hakkına sahiptir. Kiraya veren, Türk Borçlar Kanunu’nun 350. Maddesi kiraya verenin kiralanan mülkünde yapacağı onarım çalışmalarını da kapsama almıştır. Maddeye göre kiraya verenin kiralanan mülkte yapılacak yeniden inşa veya esaslı onarım, genişletme, değişiklik yaptırması sebebiyle kiracıyı tahliye etme hakkı vardır. Kiralanan mülkün yıkılıp yeniden inşasının söz konusu halinde yine kiracıyı tahliye etme hakkına sahiptir. *Kiracının aynı ilçe sınırları içerisinde kendisine ya da eşine ait bir gayrimenkulü varsa kiraya veren kiracıyı tahliye etme hakkına sahiptir. Kira Sözleşmesine Bağlı Tahliye Hakkı Kanun koyucu konut ve çatılı iş yerlerini kiralanmasıyla ilgili Türk Borçlar Kanunu’ndan bağımsız bir düzenleme gerçekleştirmiştir. Kiralanan mülk süreli ya da süresiz sözleşmelerle kullanıma açılabilir. Süreli sözleşmelerin bitiminde bildirim yolu ile kiracılık sona erdirilebilir. Kiraya veren dava açmak suretiyle de sözleşmeyi sonlandırma hakkına sahiptir. Kiracı hukuku kiraya verene sözleşme bitiminden en az 15 gün önce bildirim bulunması halinde tahliye hakkı tanımaktadır. Öte yandan 10 yıl ve üzeri kiracılık ilişkisinde kiraya veren bu süreyi izleyen her yılın bitiminden en az 3 ay olmak kaydıyla sebepsizce sözleşmeyi kiracılık ilişkisini bitirme hakkına sahiptir. Kiraya Verenin Fesih ve Tahliye Davası Hakları Kiraya verenin sözleşmeyi feshetme, kiracıyı tahliye etme ve dava açma hakları Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre kiraya verenin hakları şöyledir; Kiracının bildirim yoluyla kira sözleşmesini feshi: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 347. Maddesi kira sözleşmesinin bitiminden itibaren en az 15 gün önce bildirimde bulunulmazsa sözleşmenin aynı şekilde bir yıl daha uzatılacağını kabul etmiştir. Kiraya veren sözleşme bitiminden 15 gün önce bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir. Mülk sahibinin ihtiyacı nedeniyle tahliye: Kiraya veren, kiralanan eve kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu ya da bakmakla yükümlü olduğu kişi sebebiyle ihtiyaç duyuyorsa tahliye etme hakkına sahiptir. Ancak tahliye sonrası boşalan evi 3 yıl geçmeden bir başkasına kiralama yapamaz. Kiralanan mülkün yeniden inşası ya da onarımı nedeniyle tahliyesi: Onarım, bakım, tadilat, genişletme, inşa ettirme gibi durumlarda çalışmalar sürerken kiracının mevcut mülkte oturması imkânsız ise belirli sürelerde sözleşmenin bitimi esas alınarak tahliye talep edilebilir. Kabul edilmemesi halinde kiraya veren dava yoluna gitme hakkına sahiptir. Kiracının yazılı tahliye taahhüdünde bulunması sebebiyle tahliyesi: Türk Borçlar Kanunu 352. Maddesine göre kiracı kiraladığı mülkü belirli bir tarihte boşaltacağına dair taahhütte bulunmuşsa ve buna uymuyorsa kiraya veren icraya başvurmak ya da dava açmak suretiyle kiracısını çıkartabilir. Kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle tahliye: Kiracı aynı yıl içerisinde 2 kez kirayı geciktirirse ve buna karşılık mülk sahibi 2 kez ihtar ederse kiracıyı evden çıkarma hakkına sahiptir. On yıllık kiracılık ve uzama süresi nedeniyle feshi: 10 yıl ve üstü kiracılık ilişkilerinde kiraya veren birer yıllık uzama süresine en az 3 ay kala sözleşme feshi ihbarında bulunabilir, kiracının çıkmaması halinde dava yoluyla tahliye ettirebilir. Kira ilişkisinin çekilmez haline gelmesi nedeniyle feshi: Kiracının, kiralanan mülkü sözleşmeye uygun şekilde kullanmaması, zarar vermesi, aykırı davranması, kasti zarar vermesi, komşular açısından çekilmez davranışlarda bulunması kiraya verenin sözleşmesi feshetme hakkını doğurur. Türk Borçlar Kanunu 316. Maddesi, kiracılık ilişkisinin çekilmez hale gelmesi halinde kiraya verene icra ya da dava yoluyla tahliye ettirme hakkını verir.

Boşanma Davasında Maddi Manevi Tazminat

Boşanma Davasında Maddi Manevi Tazminat Türk Medeni Kanunu evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte tarafların zarara uğraması durumunda maddi ve manevi tazminat alınabileceğini hükmetmiştir. Boşanma davasında maddi ve manevi tazminat kararının çıkması için bazı şartların yerine getirilmesi şartı konulmuştur. Tazminat eşlerden birinin daha az kusurlu olmasıyla hükmolunur. Daha kusurlu olan taraf, daha az kusurlu olan eşe tazminat ödemekle yükümlendirilebilir. Maddi zararlarla birlikte manevi zararların da söz konusu olması sebebiyle boşanmada manevi tazminat ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişilik haklarına saldırı, hakaret gibi çeşitli sebepler manevi zarar kabul görülmekte, tazminatla yaptırıma bağlanmaktadır. Türk Medeni Kanunu 174. Maddesinde tazminat konusunu şöyle açıklamaktadır: TMK 174. Madde: “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda para ödenmesini isteyebilir.” Boşanma Davasında Maddi Tazminat Boşanma hukuku maddi tazminat içeriğini eşlerden birinin boşanmaya bağlı olarak ekonomik alamda zarar görmesine bağlamıştır. Boşanma daha az kusurlu ya da kusursuz olan taraf, karşı taraftan boşanmayla birlikte ortaya çıkan ekonomik zararını karşılamasını talep edebilir. Maddi tazminat belirli şartlara bağlanılmıştır. Bu şartlar şöyledir; Evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi; evlilik gaiplik ya da ölüm gibi sebeplerle sona eriyorsa tazminat söz konusu olamaz. Maddi tazminat için eşlerin boşanmaya karar vermesi şartı aranır. Tazminat talebinde bulunulması; maddi tazminatın hükmedilmesi için eşlerden birinin bu yönde bir talep oluşturması şartı bulunur. Talep olmaması halinde tazminat kararından bahsedilemez. Eşin kusurlu olması; boşanma esnasında tazminat ödemekle yükümlendirilecek kişinin kusurlu olması gerekir. Sadakat yükümlülüğünü ihlal, şiddet, alkol – kumar vb. bağımlılıkların olması gibi haller kusur kabul edilir. Tazminat isteyen eşin daha az kusurlu ya da kusursuz olması; tazminat isteyen tarafın karşı tarafa oranla daha az kusurlu ya da kusursuz olması tazminat isteme hakkını doğurur. Söz konusu kusurların derecesi hâkim tarafından belirlenir. Evlilikle doğan ekonomik menfaatlerin boşanmayla son ermesi ya da zedelenmesi; evlilik ile birlikte ortaya çıkan ekonomik menfaatler boşanma ile birlikte eşlerden birini ekonomik olarak zedeliyorsa ekonomik mağduriyete uğrayan eş maddi tazminat talep edebilir. Maddi tazminat belirli şartlara bağlanmıştır. Boşanmada maddi tazminat hakkı kadar maddi tazminat miktarı da önemli bir konudur. Boşanma esnasında tarafların kusurları, talepleri, evlilik süresi, eşlerin maddi durumu gibi kıstaslar tazminat miktarının belirlenmesinde etkili rol oynar. Boşanma Davasında Manevi Tazminat Boşanmada manevi tazminat evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte ortaya çıkar. Kişilik haklarına saldırı, hakaret, psikolojik şiddet, elem ve keder gibi sebepler manevi tazminatın konusudur. Kişilik haklarına saldırı yapılan ve ruhu zedelenen eş, kusurlu eşe karşı manevi tazminat talep edebilir. Taraflardan biri bu yönde bir talep oluşturmazsa manevi tazminat boşanma esnasında söz konusu edilemez. Talep ile birlikte hak kazanılır. Ancak manevi tazminat davası bazı şartlara dayandırılmıştır. İşte şartlar; Boşanma kararının alınması Manevi tazminat talebi Tazminat istenilen tarafın kusurlu olması Tazminat talep eden kişinin kişilik haklarının zedelenmiş olması Tazminat talep eden kişinin karşı tarafa oranla daha az kusurlu ya da kusursuz olması Kişilik haklarının ihlal edilmesi ve zedelenmesi manevi tazminatın esas koşullarından biri kabul edilir. Mahkeme, manevi tazminat talebinde bulunan kişinin yaşadığı psikolojik çöküntüye dair kanaat oluşturmuşsa eğer kusurlu olan taraf manevi tazminat ödemekle yükümlendirilir. Manevi tazminat miktarı ekonomik, ödeme gücü, sosyal statü, kişilik haklarına yapılan saldırının durumuna göre talep oluşturulması halinde belirlenir. Anlaşmalı Boşanma Davasında Maddi – Manevi Tazminat Talep Edilebilir Mi? Anlaşmalı boşanma protokolü yapan ve çekişmesiz şekilde boşanmaya karar veren eşler tazminat talep etme hakkına sahiptir. Ancak bilinmesi gereken detaylar vardır: Anlaşmalı boşanmalarda mahkeme taraflarda kusur şartı aramaz. Dolayısıyla anlaşmalı boşanmada maddi ya da manevi tazminat talep edilmesi halinde yine kusur tespiti yapılmamaktadır. Özetle; eşler tıpkı boşanmada olduğu gibi tazminat konusunda da anlaşmaya varmalıdır. Taraflardan biri tazminat miktarını belirleyerek talep oluşturmalı, diğer taraf ise bu talebi kabul etmelidir. Kabul edilmemesi ya da anlaşmazlık yaşanması halinde boşanma çekişmeli boşanma davasına dönüşebilir.

Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı) Nedir? Nasıl Çıkarılır?

Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı) Nedir? Nasıl Çıkarılır? Mirasçılık belgesi kişinin ölümünden sonra çıkartılan ve geri kalan aile yakınlarının mirasçı oranını gösteren hukuki belgedir. Veraset ilamı olarak da bilinen mirasçılık belgesi, mirasçı olan ve olduğu düşünülen herkes tarafından noter ya da Sulh Hukuk Mahkemelerinden talep edilerek alınabilir. Veraset ilamında soy bağı tespitinin gerekli olması sebebiyle bununla ilgili muğlak durumların yaşanması halinde noter veraset ilamı vermez. Böyle bir durumun varlığında kişiler Sulh Hukuk Mahkemelerine başvurarak mirasçılık belgesi talep edebilir. Mahkeme kararıyla alınan bu belgenin yine mahkeme kararıyla iptal edilebilmesi mümkündür. Miras hukuku, veraset ilamı için herhangi bir süre vermemekle birlikte taşınmaz miraslarında 3 ay içerisinde ilamın çıkartılması koşulu bulunur. Mirasçılık belgesi, kişinin ölümüyle birlikte mirasçıları ilgilendiren resmi bir süreci yansıtır. Kişinin ölümü gerçekleştiği andan itibaren sahip olduğu varlıklar tereke olarak tanımlanır. Tereke, ölen kişinin sahip olduğu tüm mal, hak, alacak ve borçları ifade eder. Mirasçılar tereke ile ilgili bir işlem yapmak istediğinde mirasçı olduğunu ispat etmekle yükümlüdür. Mirasçı olduğunu ispatlayan belge “mirasçılık belgesi” diğer bir deyişle “veraset ilamı” ismini alır. Bu belge Türk Medeni Kanunu’nun 598. Maddesince düzenlenmiştir. Mirasçılık Belgesi Nereden Alınır? Miras, ölümün gerçekleşmesiyle birlikte resmi olarak ortaya çıkar. Ancak mirasçılar söz konusu mirasla ilgili tasarrufta bulunabilmek için mirasçı olduklarını hukuk önünde ispatlamak zorundadır. Mirasçılık belgesi ibrazı ile birlikte mirasçı malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahip olur. İşbu sebeple ölüm gerçekleştikten sonra miras kalan her türlü mal varlığı için mirasçıların veraset ilamı çıkartması şarttır. Veraset ilamı çıkartmak için noter ya da Sulh Hukuk Mahkemelerine başvurmak gerekir. Mirasçı olduğunu iddia eden ve düşünen kişiler ilk önce noterden başvuru gerçekleştirebilir. Noter başvuruları inceleyerek mirasçılık belgesi verir ya da reddeder. Ret alınması ya da kişinin ölen kişiyle arasındaki soy bağının tespit edilememesi gibi hallerde Sulh Hukuk Mahkemesine başvuru yapması beklenir. *Noter evlatlık ya da mirasçının gaip olması durumunda veraset ilamı vermemektedir. Dava açılması halinde ise dava dosyasına nüfus kayıt örneği gibi belirleyici bazı belgelerin eklenmesi gerekir. *Kadastro Kanunun 25. Maddesi kapsamında bazı istisnai durumlarda Kadastro Mahkemesi de mirasçılık belgesi verme yetkisine sahiptir. Kimler Mirasçılık Belgesi Talep Edebilir? Şartları Nelerdir? Mirasçılık belgesi talep etme hakkına sahip kişiler şöyledir; Ölen kişinin eşi, çocukları, annesi, babası, torunları, evlatlığı Miras bırakanın altsoy ve üstsoyu olan kişiler Mirastan yoksun edilen kişiler Vasiyetname metninde adı geçen kişiler Miras sözleşmesi ile atanan yasal mirasçılar Vasiyet alacaklıları; murisin ve yasal mirasçının alacaklıları *Miras bırakan kişinin hiçbir yakınının ya da kan hışmının olmaması halinde devlet mirasçılık belgesi talep etme hakkına sahiptir. Veraset ilamı talep etmenin şartları ise şöyledir; Miras bırakan kişinin ölmesi ya da gaiplik şartlarını taşıyarak gaip ilan edilmesi Mirasa ehil olmak Mirasçılar vasiyetin okunmasından ya da resmi olarak atama yapılmasından itibaren bir ay süre içerisinde mirasa itiraz etmemesi gerekir. Bu süre içerisinde veraset ilamı talep edilir. Özetle; verilen bir aylık süre zarfında mirasa itiraz etmemek veraset ilamının iptali davasını açma hakkını önlemez bilakis süre şartı olmaksızın kişiler dava açma hakkına sahiptir. Mirasçılık Belgesinin İptali Davası Mirasçılık belgesi iptal edilebilir mi? Türk Medeni Kanunu 598. Maddesi “Mirasçılık belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir” hükmünü vermektedir. Veraset ilamı iptali davaları Asliye Hukuk Mahkemesinde görülür. Mirasçılık belgesini noter ya da mahkeme kararıyla almış kişiler, mirasçılık sıfatlarını ‘mirasçılık belgesinin iptali davası’ sonucunda kaybedebilir. Aksini ispat etmenin mümkün olduğu bir belge kabul edilen mirasçılık belgesi, diğer mirasçıların itirazıyla iptal edilebilir ve yeni ilamın düzenlenmesi sağlanabilir. Mirasçılık belgesinin iptali davası çekişmeli bir davadır. Mirasçılar arasında gerçekleşen davanın sonucu kesin hüküm niteliği taşır. Sonuç: Ölümün gerçekleşmesiyle birlikte ortaya çıkan mirasın pay edilmesi için mirasçılık belgesi yani veraset ilamı çıkartılması zorunludur. Bu belge noter ya da Sulh Hukuk Mahkemesi sonucunda alınabilir. Mirasçılık belgesi diğer mirasçılar tarafından iptal davası ile iptal edilebilir. Miras hukuku kapsamlı bir içeriğe sahiptir. Miras hukuku ile ilgili yaşadığınız sorunlar için bizimle iletişime geçebilir, daha hızlı sonuçlar elde edebilirsiniz.

Kiracının Hakları Nelerdir?

Kiracının Hakları Nelerdir? Bir malın kullanma ve yararlanma hakkının önceden belirlenmiş bir bedel karşılığında şahsi hak doğurmasını sağlayan yazılı anlaşmaya kira sözleşmesi denir. Kira sözleşmesi mülk sahibinin ve kiracının haklarını koruyan yasal belge niteliği taşır aynı zamanda. Borçlar Kanunu’nun 299. Maddesince düzenlenen kira sözleşmesi, tarafların olası bir problemde çözüme daha kolay ulaşmasına yardımcı olur. Kira sözleşmesi yazılı yapılabileceği gibi sözlü biçimde de yapılabilir. Taraflar sözlü yapılan kira sözleşmelerinde ispatlamakla yükümlüdür. İspatlanan sözleşme geçerlilik sağlar. Borçlar Kanunu’nun 327. Maddesine göre süreli kira sözleşmelerinde sözleşme bittikten sonra kiracının çıkması istenmemişse ya da kiracılık ilişkisinin devamına karar verilmişse sözleşme süresiz kira sözleşmesine dönüşür. Ancak aynı kanunun 347. Maddesinde ise ev ya da iş yeri fark etmeksizin sözleşmenin bitmesine 15 gün kala kiracı tarafından yazılı olarak fesih edilmemesi halinde ilk yapılan sözleşme 1 yıl daha uzatılmış kabul edilir. Kira Sözleşmesinin Olmaması Halinde Kiracının Hakları Konut ya da iş yeri kiralama anlaşması yapılırken yazılı ve sözlü beyanlarla taraflar anlaşabilir. Sözlü kira anlaşmalarında taraflar ispatla yükümlüdür. Kira sözleşmesinin olmaması halinde kiracının yasal hakları Borçlar Kanunu kapsamında korunur. İş bu sebeple sözlü kira sözleşmesi yapan kişiler de tıpkı yazılı kira sözleşmesi yapılmış gibi mülk sahibine karşı hak sahibidir. Kira sözleşmesi her sene aynı ayda başlar ve biter. Anlaşmazlık söz konusu değilse kiracılık ilişkisi devam eder. Mülk sahibi kiracıyı hukuku yok sayarak aykırı biçimde tahliye edemez, kiracının yasal haklarını kullanmasının önüne geçemez. Kiracı ve kira veren arasında ‘kira kontratının olmamasına dayalı’ yaşayacağı tüm problemlerde taraflar haklarını hukuki boyutta arayabilir. Kiracılar, mülk sahiplerinin bu yöndeki sözlü beyanlarına ve tahliye kararlarına itiraz edebilir, yasal haklarını arayabilir. Kira kontratının olmaması halinde kiracılar yasal haklarından mahrum kalmadan Türk Borçlar Kanunu kapsamında kendisine tanınan tüm haklardan yararlanabilir. Oturduğu Ev Satılan Kiracının Hakları Kiracısı olunan evin satılması halinde kiracıların yasal hakları mevcuttur. Söz konusu kiracının oturduğu evin satılması halinde evi alan kişi aynı zamanda kira sözleşmesini de devralan kişi konumuna geçer. Dolayısıyla bu satış kiracının evden çıkmasını gerektirecek bir sebep değildir. Kiracı olunan ev satıldıktan sonra yeni ev sahibinin tapu devrinden itibaren geçerli olmak üzere bir ay önceden kiracıya ihtarname göndermesi zorunludur. Bu ihtarname kiracıya 6 ay daha oturma hakkı tanır. Bu sürenin sonunda kiracının çıkması beklenir. Tahliye davası açılması halinde mülk sahibinin kiracıyı çıkarmak için sebep belirtmesi zorunludur. Mülk sahibinin zorunlu konut ihtiyacının olması gerekir. Aynı ilçe sınırları içerisinde başka bir konutun olmaması konut ihtiyacını karşılar. Mülk sahibi kendi ya da birinci dereceden yakınları için konut ihtiyacını ispatlamakla yükümlüdür. Tahliye davası sonucunda kiracının evden çıkarılması halinde ise ev sahibi 3 yıl boyunca o evi kiraya veremez. Kiraya verilmesi ve ispatlanması halinde ise tazminat ödemekle yükümlendirilir. *Kiracı oturduğu evin satılması halinde isteğe bağlı olarak evden çıktığında evi kiralarken ödediği depozitoyu yeni ev sahibinden alma hakkına sahiptir. Eski ev sahibi depozitoyu yeni ev sahibine devretmekle ve yeni ev sahibi ise kiracıya bu bedeli ödemekle yükümlüdür. Kira Bedelinin Belirlenmesinde Kiracı Hakları Kiracı ve kiraya veren ilk anlaşmada karşılıklı kira bedelini belirleyebilirler. Belirlenen kira bedeli kiraya veren tarafından keyfi olarak artırılamaz. Türk Borçlar Kanunu kapsamınca kiraya yapılacak artış oranı yasal zemine dayandırılmıştır. Buna göre bir önceki yılın tüketici fiyat endeksi baz alınır ve 12 aylık ortalamaya göre yeni kira artış oranı belirlenir. Daha fazla bir artışın gerçekleşmesi halinde kiracı yeni bedeli ödememe ve itiraz etme hakkına sahiptir. Kira Sözleşmesinin Bitmesine Bağlı Tahliye Durumunda Kiracı Hakları Kira sözleşmeleri sözlü ya da yazılı yapılarak kiracılık ilişkisi başlatılır. Kiracılık ilişkisi 6 ay ve daha uzun süreli sözleşmelerde süre bitiminden sonra dahi sürmeye devam eder. Böyle durumlarda kiraya veren, kiracıyı isteğe bağlı olarak tahliye edemez. Kiraya verenin sözleşme bitimine en az 15 gün kala bildirimde bulunması zorunludur. Bu bildirimin gerçekleşmemesi halinde sözleşme otomatik olarak aynı şartlarla bir yıl daha uzamış kabul edilir. *10 yıllık kiracılık ilişkisinde kiraya veren sözleşme bitimine en az 3 ay kala bildirim yapmakla yükümlü olmakla birlikte sebep belirtmek zorunda kalmadan sözleşmeyi sona erdirme hakkına sahiptir. Kira ve Gayrimenkul Hukuku ile ilgili yaşadığınız sorunlar için bizimle iletişime geçebilir, daha hızlı sonuçlar elde edebilirsiniz.

Trafik Kazalarından Kaynaklı Maddi Manevi Tazminat Davası

Trafik Kazalarından Kaynaklı Maddi Manevi Tazminat Davası

Trafik Kazalarından Kaynaklı Maddi Manevi Tazminat Davası Trafik kazası kaynaklı maddi manevi tazminat davası, motorlu bir taşıtın karıştığı ve sonucunda ölüm, yaralanma ya da diğer bedensel hasarların ortaya çıktığı durumlara karşı açılan davalardır. Kazada bedensel zararların yanı sıra 3. taraflara ait ev, araba ya da arazi gibi varlıkların zarar görmesi durumu da trafik kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarının açılmasına neden oluşturmaktadır. Trafik kazasının haksız fiil oluşturması Tazminat Hukuku çerçevesinde tazminata konu bir eylem olarak kabul edilmesine neden olmuştur. Bu kapsamda dava açma ile alakalı uygulamaların dikkate alınması ve dava sürecinin takip edilmesi çok çok değerlidir. Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davasını Kimler Açabilir? Trafik kazalarında meydana gelen hasarın dava açma konusunda yaralanan kişinin hak sahibi olmasına imkân sağlar. Bu çerçevede bir trafik kazası sonucunda yaralanan kişi hem maddi hem de manevi tazminat davası açabilmektedir. Kişinin çalışma yaşamını olumsuz etkileyen bu yaralanma nedeniyle yaşadığı kaybın tamamının tazmin edilmesi istenebilmektedir. Öte yandan trafik kazası sonrasında ortaya çıkan elem ve kederin de manevi tazminat davası ile karşılanması talep edilebilmektedir. Trafik kazası sonrasında ağır bir bedensel yaralanma durumunda yaralanan kişinin yakınları manevi tazminat davası açabilmektedir. Burada ağır yaralanma ile kastedilen uzuv kaybı ya da hayati fonksiyonların derinden etkilenmesidir. Ölümlü trafik kazası durumunda ise ölen kişinin hayattayken destek verdiği herkes maddi ve manevi tazminat davası açabilmektedir. Ölen kişiyle yakın ailevi bağları olanların herhangi bir ispat sunmadan dava açmaları mümkündür. Ancak nişanlı, dayı veya yenge gibi yakınlıklarda desteğin ispat edilmesi sonrasında dava açma imkânı bulunmaktadır. Trafik Kazalarından Kaynaklı Maddi Manevi Tazminat Davası Kime Karşı Açılmaktadır? Trafik kazaları hukuki olarak haksız fiil şeklinde nitelendirildiğinden maddi ve manevi tazminat davası açılmak istendiğinde sorumlular da haksız fiilin sorumluları olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede trafik kazasından zarar gören ve dava açmaya hakkı bulunan kimseler aşağıda sıralananlara karşı dava açabilmektedir. Aracın Sürücüsü Meydana gelen trafik kazalarında kusurlu olan aracın sürücüsüne karşı zarar görenler tarafından dava açılabilmektedir. Borçlar Kanunu Madde 49’da düzenlenen bu durum için en önemli şart kusurdur. Kazada kusuru bulunmayan araç sürücüsüne karşı dava açılması söz konusu olmayacaktır. Aracın Sahibi Araç sahibi uygulamada araç işleteni olarak kabul edilmektedir. Bu durum bir kaza anında zarar görenlerin araç sahibine yönelik dava açma imkânı elde etmesine de olanak tanımaktadır. Aracın İşleteni Trafik kazalarına karışan ve kazanın diğer aktörlerinin zarar görmesine neden olan aracın işleteni zarardan sorumlu tutulmaktadır. Bu bağlamda hem maddi hem de manevi tazminata konu olmaktadır. Araç sahibi fiziki anlamda araç üzerinde hakimiyetinin olmadığı hallerde sorumluluğunu araç işletenine devreder. İşletenin bu araç üzerinde sorumluluk sahibi olduğunun ispatı araç sahibinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Araç işletenine sorumluluk yükleyen bu durum nedeniyle zarar gören maddi ve manevi tazminat taleplerini işletene karşı öne sürebilmektedir. Sigorta Şirketi Trafik kazalarına karışan aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ya da Kasko Sigortası varsa sigortayı yaptıran şirkete karşı; ölüm, yaralanma ve diğer zararlar nedeniyle dava açılması mümkündür. Bu kapsamda sigorta ile belirlenmiş sınırlara kadar olan ödemelerin sigorta şirketleri tarafından gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Trafik Kazalarından Kaynaklanan Maddi Manevi Tazminat Davası Nerede Açılmaktadır? Ölüm ya da yaralanma meydana gelen trafik kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi trafik kazalarında birden fazla yetkili mahkemenin varlığından söz edilebilmektedir. Bu durumda dava açılırken aşağıdaki durumların dikkate alınması oldukça mühimdir. Davalılardan birinin ikamet ettiği adrese en yakın mahkeme nezdinde bütün sorumlulara karşı maddi ve manevi tazminat davası açılabilmektedir. Trafik kazasının meydana geldiği yerdeki mahkemede tazminat davası açılabilmektedir. Trafik kazasından kaynaklanarak zarar gören kişinin ikamet ettiği yerdeki mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilmektedir. Kazanın sorumlularından olan sigorta şirketinin merkezinin bulunduğu yerdeki mahkeme nezdinde dava açılabilmektedir. Mahkemenin bulunduğu yer kadar görevli mahkeme de büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açılması gerekliliği unutulmamalıdır. Trafik kazalarından kaynaklı ölüm, yaralanma ya da diğer hak ihlalleri durumunda bireylerin vakit kaybetmeden ilgili başvuruları tamamlaması gerekmektedir. Bu bağlamda Sigorta ve Tazminat Hukuku sayesinde hakların korunması mümkün olacaktır.

Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi

Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi

Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi, gayrimenkul hukuku kapsamında oldukça değerli bir konu olarak kabul edilmektedir. Bu sözleşme, bir taşınmazla alakalı kararlaştırılan koşullar çerçevesinde alışverişin gerçekleştirilmesi adına anlaşma yapılmasını sağlamaktadır. İki tarafa da borç yükleyen bir sözleşme olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi kapsamında satış vaadi bir tapu memuru nezdinde gerçekleştirilmektedir. Bu çerçevede satış vaadi sözleşmesinin gayrimenkul alışverişi esnasında çok büyük öneme sahip olduğundan söz etmek gerekmektedir. Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile belli bir taşınmazın satılması vaat edilirken diğer yandan alan da bu taşınmazı satın alacağı konusunda vaatte bulunmaktadır. Bu çerçevede iki taraf için de belli bir sorumluluğu üstlenmek söz konusu olmaktadır. Başkasına Ait Taşınmazda Satış Vaadi Sözleşmesi Mümkün mü? Taşınmaz satışı ile alakalı oldukça önemli uygulamaları gündeme getiren taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri hem kişinin kendine ait taşınmazlar hem de başkasına ait taşınmazlar konusunda işlem yapma özgürlüğü tanımaktadır. Bu bağlamda satış vaadi sözleşmesi yapıldığı sırada vaadi veren tarafın sözleşme anında tapu maliki olması gibi bir zorunluluk yoktur. Taahhüt verilen tarihte tapu devrinin yapılması hedeflendiğinden bu tarihte işlem yapılması şartının sağlanması yeterli olacaktır. Özellikle taahhüt edilen taşınmazla alakalı ilerleyen dönemde bir malikliğin ortaya çıkacak olması da değerlendirilmektedir. Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Geçerlilik Koşulları Nelerdir? Taşınmaz mülkiyetinin devri konusunda uygulamalara olanak sağlayan bu sözleşme; resmi olarak geçerli olacak şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede satış sözleşmesinin resmi geçerlilik şartını sağlamaması sözleşmenin geçersiz olmasına yol açacak durumlardan biri olarak kabul edilmektedir. Sözleşmenin şekil şartına ek olarak vaade konu olan taşınmazın tapuya kayıtlı olması zorunluluğu da bulunmaktadır. Tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmaz ile alakalı sözleşme yapılması sözleşmenin geçersiz olmasına neden olacaktır. Taraflara borç sorumluluğu yükleyen bir sözleşme olarak kabul edilen taşınmaz vaadi sözleşmesi kapsamında tarafların sorumluluklarını yerine getirmeleri önemlidir. Aksi takdirde borcunu yerine getirmeyen tarafın temerrüde düşeceği unutulmamalıdır. Bu nedenle taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapan tarafların borç ilişkisi ve bu ilişkiden kaynaklanacak olan durumları dikkate alması her şeyden önemlidir. Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmelerinde Tarafların Yükümlülükleri Nelerdir? Bir sözleşme ile satışın vaat edilmesi durumunda satışı vaat eden tarafın sözleşmede yazan tarihte tapu devrini yapmaya hazır olması gerekmektedir. Öte yandan taşınmazı satın almayı arzu eden tarafın da mutlaka satın almaya hazırlanması gerektiğini vurgulamalıyız. Bu kapsamda önemli olan satış işleminin zamanında ve eksiksiz bir şekilde gerçekleştirilmesidir. Satış vaadi sözleşmelerinin zaman zaman birden fazla olması durumunun varlığı söz konusu olabilmektedir. Bu durumda taraflar arasında ilk önce yapılmış olan sözleşmenin kabul edildiği ifade edilmektedir. Burada öncelik yani kadimlik ilkesi baz alınmaktadır. Taşınmaz satış vaadi kapsamında yenilik doğuran bir işlemin gerçekleştirilmesi söz konusudur. Bu nedenle de sözleşme kapsamında alıcı konumundaki tarafın sözleşmenin ifasını istemesi muhtemeldir. Bu durumda diğer taraf taşınmazın devri için gerekli sorumlulukları üstlenmektedir. Öte yandan satın almayı vaat eden tarafın da satın alma için gerekli işlemleri yerine getirmesi şarttır. Çünkü bu sözleşme iki tarafı da bağlayan bir anlaşmadır. Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinin Sona Ermesi Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin sona ermesi tarafların karşılıklı iradeleri ile gerçekleşir. Bunun yanı sıra sözleşmenin sona ermesi konusunda farklı bazı durumların da dikkate alınması söz konusu olabilecektir. Sözleşmenin ifa edilmesi ve sözleşmenin ifasının zamanaşımına uğraması söz konusu olabilmektedir. Öte yandan fesih gibi durumlar sona ermenin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinde Zamanaşımı Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi konusunda herhangi bir zamanaşımı olup olmadığı çok önemlidir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki bu sözleşmelerin bir zamanaşımı rejimine tabi olmadıkları açıktır. Bu nedenle de genel olarak 10 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınmaktadır. Zamanaşımı süresinin başlangıcı ifa imkânının ortaya çıktığı an ile başlamaktadır. Sözleşmenin gerçekleştirilmesine engel olacak durumların varlığı halinde zamanaşımı süresinin başlaması söz konusu olmayacaktır. Bu bağlamda zamanaşımı ile alakalı değerlendirmelerde bu durum dikkate alınmalıdır. Siz de Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi kapsamında hukuki bir destek almak istiyorsanız Gayrimenkul Hukuku alanında uzmanlaşmış avukatla haklarınızı koruyabilirsiniz.

Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davaları

Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davaları

Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davaları Tapuda kayıtların eskiliğinden kaynaklanan ve zaman zaman kadastro – tapuda gerçekleştirilen hatalı işlemlerden kaynaklı olarak tapu kayıtlarında bazı hataların mevcudiyeti söz konusu olmaktadır. Gayrimenkul hukuku açısından önemli olan bu hatalarla alakalı olarak hak kayıplarının yaşanması ihtimaline karşın bireylerin tapu kaydının düzeltilmesi davasına başvurması gerekmektedir. Tapu kayıtlarında mevcut hataların düzeltilmesi kapsamında açılacak tapu kaydının düzeltilmesi davaları ile alakalı bütün soru işaretlerine cevap vereceğiniz rehbere bir göz atın! Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davası Nedir? Tapuda kaydın düzeltilmesi davaları Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından verilen Tapu Belgesi ile alakalı düzeltme taleplerini ifade etmektedir. Malik olunan taşınmaz ile alakalı mevcut bir hatanın düzeltilmesi işlemini konu alan tapu kaydının düzeltilmesi davası ile alakalı genellikle kişisel bilgilerin hatalı yazılmış olması söz konusu olabilmektedir. Hak kullanımını engelleyen ve çeşitli problemleri de beraberinde getiren durumlar değerlendirildiğinde tapu kaydının düzeltilmesi davası oldukça değerlidir. Bu sayede hak sahibi olunan taşınmaz üzerindeki bütün hakların kullanılması söz konusu olabilmektedir. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davası Kimler Tarafından Açılmaktadır? Tapuda mevcut kayıtlarla alakalı hataların bulunması ve bu hatalarla alakalı olarak olası problemlerin yaşanması muhtemeldir. Tapudaki hataları düzeltmek için dava açmaya yetkili olanlar öncelikle tapu maliki sonra da mirasçılarıdır. Elbirliği ile mülkiyetin bulunduğu hallerde bütün ortaklar yararına bir karar alınacağı düşünüldüğünden bu tür durumlarda tek bir ortağın başvurusu da kabul edilmektedir. Bu çerçevede tapu kaydının düzeltilmesi için açılacak davada tek ortak da işlemlere başlayabilir. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davası Kime Karşı Açılmaktadır? Tapu kaydının düzeltilmesi ile alakalı davalarının açılması esnasında davalı taraf Tapu Sicil Müdürlüğü olarak kabul edilmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında düzenlemeye yönelik bu başvuruların Tapu Sicil Müdürlüğü açısından herhangi bir olumsuzluğun meydana gelmesi söz konusu olmayacaktır. Tapu Kaydı Düzeltme Davası Öncesi Tapuya Başvuru Zorunluluğu Tapu Sicil Tüzüğü Madde 75 kapsamında tapu kaydının düzeltilmesi davası ile alakalı olarak dava açma süreci öncesinde tapu müdürlüğüne yapılacak başvuru aranmaktadır. Başvurunun yapılması dava açmak adına bir ön şart olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede davanın açılmasından evvel Tapu Müdürlüğü nezdinde bir başvurunun yapılması zorunludur. Başvuru yapılmadığı takdirde dava açma ön koşulunun sağlanmadığı durumlarda dava kabul edilmeyecektir. Tapu Müdürlüğü’ne yapılan başvuruda düzeltme talebinin reddi sonrasında doğrudan dava açma imkânı vardır. Burada önemli olan Tapu Müdürlüğü’nün ret kararı vermesidir. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davaları ve İspat Yükümlülüğü Tapu kaydının düzeltilmesi ile alakalı davalarda amaç tapu kayıtlarında bulunan hatanın ortadan kaldırılmasıdır. Genellikle tapu kaydında bulunan kimlik bilgisi hatasının ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda tapu kaydını isteyen kişi ile tapu malikinin aynı kişi olduğunun şüpheye yer vermeksizin kanıtlanması gerekmektedir. Böylesi bir durum düşünüldüğünde kadastro tutanakları, kimlik bilgileri, tanıklar, bilirkişi raporları ve keşif gibi pek çok uygulama esas alınmaktadır. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davalarında Harç ve Vekalet Ücretleri Bir tapu kaydı düzeltme davası ile alakalı olarak dava açmak isteyen kimselerin düzeltme taleplerine karşılık harç ve vekalet ücreti ödemesi gerekmektedir. Bu ücretlerin ne kadar olacağı ilgili mahkeme katipliğinden öğrenilebilmektedir. Yıldan yıla değişen harç ve vekalet ücretleri konusunda en doğru bilgilere taşınmazın bağlı olduğu yerdeki mahkeme katipliğinden bilgi alınabilmektedir. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Tapu kayıtları ile alakalı olarak düzeltme talebinin iletilebilmesi açısından Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. Taşınmazın bulunduğu yer mahkemeleri ise yetki bakımından tercih edilmesi gereken mahkemedir. Tapu kayıtlarının düzeltilmesi konusunda siz de bir başvuru yapacaksanız mutlaka doğru mahkeme nezdinde başvurular yapmalısınız. Tapu Kaydının Düzeltilmesi Davalarında Dikkat Edilmesi Gerekenler Tapu kayıtlarında meydana gelen sorunlarla alakalı Yargıtay, aldığı kararlarla pek çok konuya açıklık getirmiştir. Bu bağlamda başvuru sahiplerinin aşağıda sıralanan hususları dikkate almaları oldukça önemlidir. Düzeltme istenmesi durumunda tapu kayıtları, kadastro tutanakları ve kadastro sonrasında elde edilmiş taşınmazlar için bununla alakalı belgeler ibraz edilmelidir, Nüfus müdürlüğünce tapu sahibiyle aynı sim ve bilgilere sahip kimselerin bulunup bulunmadığı ile ilgili araştırmalar yapılmalıdır. Böylesi bir benzerliğin bulunması durumunda ilgili kişilerin bilgisine başvurulmalı ve buna uygun bir şekilde düzeltme gerçekleşmelidir, Taşınmazın bulunduğu yerdeki zabıta birimleri eliyle malikle aynı ismi taşıyan kimselerin mevcudiyeti araştırılmalıdır, Tanıkların bahse konu talepler hakkındaki bilgisine başvurulmalıdır, Yukarıdaki bütün bilgiler kapsamında kesin sonuca ulaşılamadığı hallerde keşif, tanıklık ve bilirkişi tespitlerinden faydalanılmalıdır.

Hemen Avukatı Ara
Whatsapp Forex Şikayet & Avukat Destek Hattı